Fas Merkez Bankası (Bank Al-Maghrib), politika faizini değiştirmeyerek ikinci yılına giren bir parasal duruş sergiledi. Karar, ülkenin 2030 FIFA Dünya Kupası hazırlıkları kapsamında sürdürdüğü büyük altyapı atılımını beslemeyi ve aynı anda ABD ile İran arasında sürmekte olan olası bir kalıcı barış anlaşması görüşmelerinin enflasyonist yansımalarına karşı temkinli olmayı hedefliyor. Fas ekonomisi, son yıllarda artan turizm gelirleri ve fosfat ihracatıyla desteklenirken, merkez bankası büyümeyi teşvik ile fiyat istikrarı arasında hassas bir denge kurmaya çalışıyor.
Dünya Kupası yatırımları ve faiz politikası
Fas, 2030 yılında İspanya ve Portekiz ile birlikte düzenleyeceği Dünya Kupası için stadyumlar, havalimanları, yüksek hızlı tren hatları ve otel kapasitesini genişletmeye yönelik dev bir yatırım programı yürütüyor. Bu projelerin finansmanında düşük faiz oranları kritik önem taşıyor. Bank Al-Maghrib, faizi yüzde 3 seviyesinde sabit tutarak kredi akışını canlı tutmayı amaçlıyor. Ancak uzmanlar, inşaat ve hizmet sektörlerindeki hızlı genişlemenin talep kaynaklı enflasyon baskısı yaratabileceği uyarısında bulunuyor. Nitekim Fas'ta yıllık enflasyon son verilerde yüzde 2,5 civarında seyrederken, gıda ve enerji fiyatlarındaki oynaklık risk oluşturmaya devam ediyor.
Dünya Kupası yatırımlarının yanı sıra Fas, yenilenebilir enerji ve yeşil hidrojen projelerine de büyük kaynak aktarıyor. Bu alanlardaki yabancı yatırımlar, ülkenin cari açığını finanse etmesine yardımcı oluyor. Merkez bankası, döviz rezervlerini yeterli düzeyde tutabilmek için faiz politikasında esnek bir tutum izliyor. Analistlere göre, eğer İran ile ABD arasında bir anlaşmaya varılırsa, Orta Doğu'da ticaret ve enerji akışının artması Fas gibi petrol ithalatçısı ülkeler için maliyetleri düşürebilir ve enflasyonu kontrol altında tutabilir.
ABD-İran görüşmelerinin ekonomik boyutu
ABD ile İran arasında devam eden görüşmeler, potansiyel bir barış anlaşmasının küresel enerji piyasalarını ve jeopolitik riskleri nasıl etkileyeceği konusunda belirsizlik yaratıyor. Olası bir anlaşma, İran'a yönelik yaptırımların hafifletilmesine ve ülkenin ham petrol ihracatını artırmasına kapı aralayabilir. Bu durum, petrol fiyatlarını aşağı çekerek Fas gibi enerji ithalatçısı ülkelerin ithalat maliyetlerini azaltabilir. Öte yandan, anlaşmanın sağlanamaması veya gecikmesi, bölgesel gerilimleri tırmandırabilir ve enerji fiyatlarını yukarı iterek enflasyonist baskıları artırabilir.
Fas, Kuzey Afrika ve Sahel bölgesinde istikrarın sağlanması açısından da bu görüşmelere dolaylı olarak bağlı. Krallık, Batı Sahra sorunu ve bölgesel terörle mücadele gibi konularda ABD ile işbirliği yaparken, İran'la ilişkileri ise inişli çıkışlı bir seyir izliyor. Fas, 2020'de İsrail ile normalleşme anlaşması imzalamış ve bu süreçte ABD'nin Batı Sahra üzerindeki egemenliğini tanımasını elde etmişti. Dolayısıyla ABD-İran yakınlaşması, Fas'ın bölgesel denklemdeki konumunu yeniden şekillendirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fas'ın faiz kararı ve ABD-İran görüşmeleri, Türkiye için birkaç açıdan önem taşıyor. Öncelikle, İran ile olası bir barış anlaşması, enerji piyasalarında arz artışı yaratarak Türkiye'nin petrol ve doğalgaz ithalat maliyetlerini düşürebilir. Bu durum, cari açık ve enflasyonla mücadele eden Türkiye ekonomisi için olumlu bir dışsal şok olarak değerlendirilebilir. İkinci olarak, Kuzey Afrika'da Fas'ın istikrarı, Türkiye'nin bölgedeki ticari ve askeri ilişkileri açısından bir referans noktasıdır. Türkiye, Fas ile savunma sanayii ve tekstil gibi alanlarda işbirliğini derinleştirirken, Fas'ın ekonomik performansı bu ortaklığın geleceğini etkileyebilir. Son olarak, ABD-İran görüşmelerinin sonucu, Türkiye'nin Ortadoğu politikasını da doğrudan ilgilendiriyor; anlaşma Sağlanırsa bölgesel ticaret ve diplomasi için yeni fırsatlar doğabilir.
Fas Merkez Bankası'nın faiz kararı, küresel konjonktürdeki gelişmelerin gelişmekte olan ülkeler üzerindeki etkisini gösteriyor. Türkiye'nin de benzer bir durumla karşı karşıya olduğu düşünülürse, merkez bankalarının faiz politikalarında jeopolitik faktörleri ne kadar dikkate aldığı bir kez daha ortaya çıkıyor. Önümüzdeki dönemde hem Fas hem de Türkiye, enflasyon ile büyüme arasındaki dengeyi korumak için dış gelişmeleri yakından izlemek zorunda kalacak.