Son 12 yılda Hindistan Başbakanı Narendra Modi, ülkesinde hem çarpıcı bir ekonomik modernleşme ve devlet kapasitesi artışına hem de kurumsal bağımsızlık ve azınlıkların dahil edilmesi konusunda endişe verici gerilemelere tanıklık etti. Bu süreç, Hindistan'ın önümüzdeki dönemde küresel ve bölgesel politikalarını nasıl şekillendireceğine dair önemli ipuçları sunuyor.
Ekonomik Dönüşüm ve Devlet Kapasitesi
Modi yönetiminde Hindistan, dijital altyapıdan ulaşıma kadar birçok alanda büyük yatırımlar yaptı. Ülke, dünyanın en hızlı büyüyen büyük ekonomilerinden biri haline gelirken, yoksulluk oranları belirgin şekilde düştü. Ancak bu dönüşüm, kamu harcamalarındaki artış ve özelleştirme politikalarıyla dengelenmeye çalışıldı.
Öte yandan, merkezi hükümetin eyaletler üzerindeki kontrolü arttı ve reformların hızı, bazı sektörlerde düzenleyici kurumların zayıflamasına yol açtı. Özellikle yargı ve medya bağımsızlığı konusunda endişeler yükseldi.
Küresel Rol ve Bölgesel Dinamikler
Hindistan, Modi döneminde ABD, Japonya ve Avustralya ile Quad ittifakını güçlendirdi, Çin'e karşı dengeleyici bir güç olarak öne çıktı. Aynı zamanda Rusya ile geleneksel bağlarını koruyarak çok kutuplu bir dış politika izledi. Güney Asya'da ise Pakistan ve Bangladeş ile ilişkilerde inişli çıkışlı bir seyir izlendi.
Keşmir'in özel statüsünün kaldırılması ve vatandaşlık yasasındaki değişiklikler, hem içte hem de dışta tepki çekti. Bu adımlar, Hindistan'ın laik ve çoğulcu kimliği üzerinde tartışmalara yol açtı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Hindistan'daki bu dönüşüm, Türkiye için birkaç açıdan önem taşıyor. İki ülke de güçlü devlet geleneğine sahip, genç nüfuslu ve büyümekte olan ekonomiler olarak benzer zorluklarla karşı karşıya. Modi'nin ekonomik modernizasyon hamleleri, Türkiye'nin dijital dönüşüm ve kalkınma politikalarına örnek teşkil edebilir. Ancak kurumsal bağımsızlıktaki gerileme, hukukun üstünlüğü ve demokratik denetim mekanizmalarının önemini bir kez daha hatırlatıyor. Türkiye, Hindistan'ın Çin karşısındaki yükselen rolünü yakından takip etmeli; çünkü bu durum, Asya'daki güç dengelerini ve Türkiye'nin bölgesel ticaret rotalarını etkileyebilir. Ayrıca, iki ülke arasındaki ticaret hacmi ve savunma işbirliği potansiyeli de değerlendirilmeli.