Mısır'da bir kapı vuruşu, bir hayatı yok edebilir. Bugün binlerce Mısırlı vatandaş için devlet yalnızca tutuklama yapmıyor; onları varoluştan siliyor. Bu, zorla kaybetmenin acımasız gerçeği: Kahire yönetiminin muhalefeti susturmak, aktivizmi ezmek ve mutlak iktidarını sürdürmek için sistematik olarak kullandığı bir silah. Uluslararası toplumun ve özellikle BRICS ülkeleri ile Afrika Birliği'nin (AU) bu konudaki sessizliği, bu insan hakları ihlallerine ortak olmak anlamına geliyor. Bu vahşete karşı çıkmak ve Mısır halkının yanında durmak artık bir tercih değil, bir zorunluluktur.
Zorla Kaybetme: Mısır'ın Karanlık Gerçeği
Mısır'da zorla kaybetme, 2013 yılında General Abdülfettah es-Sisi'nin yönetime el koymasından bu yana sistematik bir devlet politikası haline geldi. İnsan hakları örgütlerine göre, bu süreçte on binlerce kişi gözaltına alındı, birçoğu akıbeti belirsiz bir şekilde kaybedildi. Mısırlı yetkililer, bu kişilerin varlığını bile reddediyor; aileler, sevdiklerinin nerede olduğunu öğrenmek için yıllarca mücadele veriyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi'nin 2023 raporu, Mısır'da zorla kaybetmelerin yaygın olduğunu ve devlet güvenlik güçlerinin bu eylemleri cezasız bir şekilde gerçekleştirdiğini belgeliyor.
Zorla kaybetme yöntemi genellikle şöyle işliyor: Sivil giyimli silahlı kişiler, gece yarısı evlere baskın düzenliyor, hedefteki kişiyi alıp götürüyor. Aileler, polis veya ordu karakollarına başvurduğunda, yetkililer kişinin gözaltında olmadığını iddia ediyor. Kaybedilenler arasında gazeteciler, avukatlar, insan hakları aktivistleri, öğrenciler ve hatta çocuklar bulunuyor. Örneğin, ünlü aktivist Muhammed Ali'nin kardeşi, 2019'da kaybedildikten sonra bir daha haber alınamadı. Bu vakalar, Mısır devletinin insan haklarına verdiği zararın boyutunu gözler önüne seriyor.
BRICS ve Afrika Birliği'nin Çifte Standarda Dayalı Sessizliği
BRICS ülkeleri (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika) ile Afrika Birliği, ekonomik iş birliği ve kalkınma söylemlerini sıkça vurguluyor. Ancak Mısır'ın zorla kaybetme pratiklerine karşı verdikleri tepkiler, ciddi bir çifte standarda işaret ediyor. Bu ülkeler, özellikle ticaret ve enerji anlaşmaları bağlamında Mısır'la güçlü ilişkiler geliştiriyor. Örneğin, Çin ve Rusya, Mısır'ın önemli silah tedarikçileri arasında yer alırken, BRICS üyesi ülkeler Mısır'ın bu insan hakları karnesini görmezden geliyor. Bu sessizlik, Mısır'a cezasızlık mesajı veriyor ve bu suçları teşvik ediyor.
Afrika Birliği ise, kuruluş ilkeleri arasında insan haklarına saygı ve hukukun üstünlüğünü saymasına rağmen, Mısır'daki zorla kaybetmelere yönelik etkili bir kınama kararı almadı. AU'nun bu tutumu, Afrika kıtasında insan hakları ihlallerine karşı gösterdiği duyarlılıkla çelişiyor. Mısır, Afrika Birliği'nin önemli bir üyesi ve Arap Birliği'nin de lideri konumunda; bu durum, kıta içinde dengeleri gözeten bir yaklaşımın benimsenmesine yol açıyor. Ancak bu yaklaşım, masum insanların hayatlarına mal oluyor. BRICS ve AU'nun Mısır yönetimine bu konuda baskı yapmaması, uluslararası hukuka ve insan haklarına vurulan büyük bir darbe.
Bu sessizlik, sadece bir eylem eksikliği değil, aynı zamanda Mısır'daki zorla kaybetme pratiğinin onaylanması anlamına geliyor. Uluslararası toplumun, bu ülkelerin tutumunu eleştirmesi ve Mısır üzerinde gerçek bir baskı kurması gerekiyor. Ayrıca, BM Güvenlik Konseyi'nin bu konuyu gündemine alması ve Mısır'a yaptırım uygulanması için somut adımlar atması şart.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Mısır'daki zorla kaybetme pratikleri, Türkiye için sadece bir insan hakları meselesi değil, aynı zamanda bölgesel istikrarı yakından ilgilendiren bir gelişme. Mısır'ın bu politikaları, Doğu Akdeniz'deki dengeleri etkileyen otoriter bir yönetim anlayışının devamını sağlıyor. Türkiye'nin, bu bağlamda, Mısır ile olan ikili ilişkilerinde insan hakları konusunu gündemde tutması ve uluslararası platformlarda bu ihlalleri kınaması, hem bölgesel ağırlığını güçlendirecek hem de küresel insan hakları standartlarına bağlılığını gösterecektir. Ayrıca, Libya ve Doğu Akdeniz'deki enerji kaynakları mücadelesinde Mısır'la iş birliği yapılırken, bu iş birliğinin insan hakları karnesi temiz olmayan bir yönetimle ilişkilendirilmemesi için Türkiye'nin dikkatli olması gerekiyor. Bu tür bir yaklaşım, Türkiye'nin uluslararası alandaki kredibilitesini artıracaktır.