Mısır, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in yüzlerce yerleşimciyle birlikte ve İsrail polisinin koruması altında Mescid-i Aksa'ya girmesini sert bir dille kınadı. Mısır Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Ben-Gvir'in baskınının İslami kutsal mekanların dokunulmazlığını ve işgal altındaki Doğu Kudüs'ün tarihi ve hukuki statükosunu ihlal ettiği belirtildi. Açıklamada ayrıca bu tür eylemlerin bölgede gerilimi tırmandıracağı ve şiddet sarmalını körükleyeceği uyarısında bulunuldu.
Baskının arka planı ve uluslararası hukuk
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in Mescid-i Aksa'ya yönelik provokatif ziyareti, uzun süredir devam eden ve son dönemde artan ihlallerin son halkası. Ben-Gvir, göreve geldiğinden bu yana kutsal mekana yönelik birkaç kez baskın düzenledi ve her seferinde Filistinlilerin ve İslam dünyasının tepkisini çekti. Bu son olayda, yüzlerce yerleşimcinin de Ben-Gvir'e eşlik etmesi ve İsrail polisinin koruması altında gerçekleşmesi, ihlalin boyutunu daha da ciddileştiriyor.
Mescid-i Aksa, Müslümanların ilk kıblesi ve üçüncü kutsal mekanı olarak kabul edilir. 1967'den bu yana İsrail işgali altında olan Doğu Kudüs'te bulunan mekanın statüsü, 1994 yılında imzalanan Ürdün-İsrail barış anlaşmasıyla Ürdün Krallığı'nın himayesine bırakılmıştı. Ancak İsrail hükümeti, özellikle son yıllarda statükoyu değiştirmeye yönelik adımlar atmakla eleştiriliyor. Ben-Gvir'in bu tür eylemleri, İsrail iç siyasetinde sağ seçmene mesaj verme amacı taşısa da bölgesel istikrarı ciddi şekilde tehdit ediyor.
Mısır'ın tepkisi, Arap ve İslam dünyasının ortak tutumunu yansıtıyor. Kahire yönetimi, Filistin davasına verdiği desteği her fırsatta dile getiriyor ve İsrail'in tek taraflı adımlarına karşı diplomatik girişimlerde bulunuyor. Mısır Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasında, "Bu tür sorumsuz eylemler, bölgede barış ve istikrarı hedef alan tehlikeli bir tırmanışa işaret ediyor" ifadelerine yer verildi. Ayrıca uluslararası topluma, İsrail'in provokasyonlarına karşı somut adım atma çağrısı yapıldı.
Bölgesel ve küresel yankılar
Olayın ardından Ürdün, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Türkiye gibi ülkelerden de kınama açıklamaları geldi. İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) acil toplantı düzenleme kararı alırken, Birleşmiş Milletler Orta Doğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Tor Wennesland, taraflara itidal çağrısında bulundu. ABD Dışişleri Bakanlığı ise "statükonun korunması" gerektiğini vurgulamakla yetindi; ancak eleştirmenler, Washington'un İsrail'e yönelik tutumunun yeterince sert olmadığını savunuyor.
Uzmanlar, Ben-Gvir'in provokasyonlarının İsrail'in uluslararası alanda izolasyonunu derinleştirdiğine dikkat çekiyor. Özellikle Arap devletleriyle normalleşme süreçleri (İbrahim Anlaşmaları) çerçevesinde yürütülen müzakerelerde bu tür eylemlerin ciddi bir engel oluşturduğu belirtiliyor. Suudi Arabistan'ın, Filistin meselesinde somut ilerleme sağlanmadan İsrail ile normalleşmeye sıcak bakmadığı biliniyor. Bu bağlamda son baskın, Riyad yönetiminin pozisyonunu daha da katılaştırabilir.
Öte yandan, olayın Filistin topraklarındaki yansımaları da dikkat çekici. Batı Şeria ve Gazze'de protesto gösterileri düzenlendi; Filistin Yönetimi, uluslararası toplumu acil müdahaleye davet etti. Hamas ise yaptığı açıklamada, "Bu saldırılar, işgalci rejimin kutsal değerlere yönelik düşmanca niyetini bir kez daha gösterdi" ifadelerini kullandı. Gözlemciler, benzer provokasyonların yeni bir intifada riskini artırabileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Ankara, Mescid-i Aksa'nın statüsüne yönelik her türlü ihlale karşı tarihsel ve dini sorumluluğunun bilincinde olarak tepki gösteriyor. Ben-Gvir'in baskını, Türkiye'nin Filistin politikasında önemli bir yer tutan Kudüs meselesinde yeni bir diplomatik hareketlilik başlatmasına yol açabilir. Türkiye, İslam İşbirliği Teşkilatı dönem başkanı sıfatıyla acil toplantı çağrısında bulunarak ortak bir bildiri yayınlanması için çaba sarf ediyor. Ayrıca, bölgesel istikrarsızlık Türkiye'nin enerji güvenliği ve ticaret yolları açısından da risk oluşturuyor. Ankara'nın, İsrail'e yönelik eleştirilerini uluslararası platformlarda daha güçlü dile getirmesi ve Filistinli gruplar arasındaki birliği teşvik etmesi bekleniyor. Bu gelişme, Türkiye'nin Orta Doğu'da arabuluculuk rolünü pekiştirme fırsatı da sunabilir.