ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın ABD'ye karşı savaşı başlattığını iddia ederek Orta Doğu'da tansiyonu yeniden yükseltti. Middle East Eye'ın canlı blog güncellemesine göre Trump, yaptığı açıklamada İran'ı suçlayarak, ABD'nin kendini savunma hakkı olduğunu ima etti. Açıklamanın tam bağlamı netleşmemekle birlikte, bu sözler son haftalarda ABD-İran ilişkilerinde yaşanan sertleşmenin son halkası olarak yorumlandı.
Gelişmenin arka planı
Trump'ın açıklaması, ABD ile İran arasında yıllardır süregelen düşük yoğunluklu çatışmanın son dönemdeki en üst perdesini oluşturuyor. 2018'de ABD'nin tek taraflı olarak nükleer anlaşmadan çekilmesi ve ardından uygulanan "maksimum baskı" politikası, İran'ın bölgesel faaliyetlerini ve füze programını genişletmesine zemin hazırladı. Son aylarda Basra Körfezi'nde yaşanan tanker sabotajları, İran'a ait olduğu iddia edilen insansız hava araçlarının düşürülmesi ve Suudi Aramco tesislerine yönelik saldırılar, iki ülke arasındaki gerilimi askeri bir çatışma eşiğine getirdi. Trump yönetimi, İran'ın "provokasyonlarına" karşılık vereceğini defalarca dile getirmişti. Ancak İran'ın savaşı "başlattığı" iddiası, ABD içinde ve uluslararası alanda tartışmalı bir çerçeve olarak öne çıkıyor; zira birçok uzman, gerilimin tırmanmasında her iki tarafın da sorumluluğu olduğunu vurguluyor.
Trump'ın bu söylemi, aynı zamanda 2020 başkanlık seçimleri öncesinde İran kartını siyasi bir malzeme olarak kullanma çabası olarak da değerlendirilebilir. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamalarda, İran'ın "ABD çıkarlarına ve müttefiklerine yönelik saldırılarını" sürdürdüğü belirtilirken, olası bir askeri yanıtın masada olduğu sinyali veriliyor. Öte yandan, ABD Kongresi'ndeki bazı üyeler, Başkan'ın savaş yetkilerini kullanarak İran'a yönelik bir operasyonu tek başına başlatmasından endişe duyduklarını ifade etti.
Bölgesel ve küresel boyut
İran, ABD'nin suçlamalarını reddederek, kendisinin savunma pozisyonunda olduğunu savunuyor. Tahran yönetimi, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını ve yaptırımlarını "savaş ilanı" olarak nitelendiriyor. İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Trump'ın açıklamalarını "temelsiz" olarak değerlendirirken, ülkesinin "hiçbir ülkeye saldırma niyeti olmadığını" ancak her türlü saldırıya karşılık vereceğini belirtti.
Bölgesel aktörler ise endişeli. Suudi Arabistan ve İsrail, İran'ın nükleer programı ve bölgesel yayılmacılığına karşı ABD'nin yanında yer alırken, Irak ve Katar gibi ülkeler arabuluculuk çabalarını sürdürüyor. Avrupa Birliği, taraflara itidal çağrısı yaparak, olası bir askeri çatışmanın bölgenin istikrarını daha da bozacağı uyarısında bulundu. BM Genel Sekreteri de diyalog çağrısını yineledi.
Küresel petrol piyasaları, gerilimin artmasıyla dalgalanmaya devam ediyor. Basra Körfezi'nde herhangi bir askeri çatışma, dünya petrol arzının önemli bir kısmının kesintiye uğraması riskini taşıyor. Bu durum, pandemi nedeniyle zaten kırılgan olan küresel ekonomi için yeni bir belirsizlik kaynağı oluşturuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran geriliminin tırmanması, Türkiye'nin güvenlik ve enerji çıkarlarını doğrudan etkiliyor. Türkiye, İran ile uzun sınırı ve ticari ilişkileri nedeniyle olası bir çatışmadan en fazla etkilenecek ülkelerden biri. Özellikle Irak ve Suriye'deki istikrarsızlık, Türkiye'nin sınır güvenliği ve terörle mücadelesini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, İran'a yönelik olası bir askeri müdahale, bölgesel enerji hatlarının güvenliğini riske atarak Türkiye'nin enerji arz güvenliğini tehdit edebilir. Ankara, şimdiye kadar taraflara itidal çağrısı yapmakla birlikte, ABD'nin yaptırımlarına rağmen İran ile ticari ilişkilerini sürdürme eğiliminde. Bu denge politikası, Türkiye'nin hem Batı ittifakı içindeki konumunu hem de bölgesel çıkarlarını koruma çabasının bir yansıması.