Mısır, bir yandan Körfez'den gelen milyarlarca dolarlık yatırım ve yardıma muhtaçken, diğer yandan bu bağımlılığın getirdiği siyasi maliyetten endişe duyuyor. Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır ekonomisinin can damarı haline gelen finansman paketleri ve doğrudan yatırımlarla ülkedeki en etkili dış güçlerden biri konumunda. Ancak bu ilişki, Kahire için bir “yardım-egemenlik ikilemi” yaratıyor: BAE'nin desteği olmadan ekonomik çöküş riskiyle karşı karşıya kalan Mısır, aynı zamanda Abu Dabi'nin artan siyasi nüfuzundan da rahatsızlık duyuyor. Bu durum, Arap dünyasının en kalabalık ülkesi ile en zenginlerinden biri arasındaki karmaşık bağı gözler önüne seriyor.
Mısır'ın BAE'ye Bağımlılığı: Rakamlarla Bir İlişki
Mısır, 2013 yılında Muhammed Mursi'nin devrilmesinin ardından Suudi Arabistan, BAE ve Kuveyt'ten toplamda onlarca milyar dolarlık destek aldı. BAE bu süreçte en kritik rollerden birini oynadı. 2022'de Mısır lirasının devalüasyonu sonrası BAE, Merkez Bankası'na 10 milyar dolarlık mevduat yatırdı. Ayrıca BAE'li şirketler, Mısır'ın kıyı şeridinde turizm tesisleri, Ras el-Hekme bölgesinde dev bir gayrimenkul projesi ve Akdeniz'de doğalgaz arama gibi stratejik sektörlere büyük yatırımlar yaptı. Mısır'ın döviz rezervlerinin önemli bir kısmı BAE kaynaklı finansmana dayanıyor. Bu mali destek, Mısır'ın artan dış borç yükü ve cari açığını geçici olarak hafifletirken, ülkeyi BAE'nin ekonomik ve siyasi taleplerine karşı kırılgan hale getiriyor.
Ancak Mısır, BAE'nin bu yatırımları karşılığında siyasi tavizler beklediğinin farkında. Abu Dabi, özellikle Doğu Akdeniz'de enerji kaynaklarının paylaşımı, Libya'daki iç savaş ve Nil Nehri üzerindeki Etiyopya ile baraj krizi gibi konularda Mısır'ın pozisyonunu etkilemeye çalışıyor. Mısır'ın BAE'ye olan bağımlılığı, zaman zaman Kahire'nin kendi ulusal çıkarları doğrultusunda hareket etme kabiliyetini sınırlayabiliyor.
BAE'nin Bölgesel Hırsları ve Mısır'ın Endişeleri
BAE, Körfez'in küçük ama son derece hırslı bir aktörü olarak, Arap dünyasında nüfuzunu genişletmek için ekonomik araçları kullanıyor. Mısır ise bu stratejinin hem hedefi hem de aracı konumunda. BAE, Mısır'ı Kuzey Afrika ve Doğu Akdeniz'deki politikalarının önemli bir kolu olarak görüyor. Özellikle Libya'da General Hafter'i destekleyen BAE, Mısır'ın da aynı çizgide hareket etmesini bekliyor. Mısır ise bu durumun, kendi sınır güvenliği ve bölgesel dengeler açısından risk oluşturduğunu düşünüyor. Ayrıca BAE'nin, Mısır'ın iç siyasetine doğrudan müdahale etme potansiyeli de Kahire'yi tedirgin ediyor. Örneğin, BAE'nin finanse ettiği bazı medya kuruluşlarının Mısır hükümetini eleştiren yayınları, iki ülke arasında zaman zaman gerilime yol açıyor.
BAE aynı zamanda Mısır'ın bölgesel rakipleriyle de ilişkilerini geliştiriyor. İsrail ile normalleşme sürecinde aktif rol oynayan BAE, Mısır'ın Arap dünyasındaki geleneksel liderlik rolünü zayıflatabilir. Mısır, BAE'nin İsrail ve Türkiye ile yakınlaşmasını da dikkatle izliyor. Bu durum, Mısır'ın kendisini yalnız hissetmesine ve BAE'ye olan bağımlılığının aslında ne kadar stratejik bir kırılganlık yarattığını fark etmesine yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Mısır'ın BAE'ye olan bu bağımlılığı, Türkiye için hem fırsat hem de risk barındırıyor. Bir yandan Mısır'ın BAE'nin bölgesel politikalarına aşırı bağımlı hale gelmesi, Doğu Akdeniz'de Türkiye aleyhine bir blok oluşmasına katkı sağlayabilir. Özellikle Libya ve Doğu Akdeniz enerji denkleminde Mısır'ın BAE çizgisinde hareket etmesi, Türkiye'nin çıkarlarıyla çelişebilir. Ancak diğer yandan Mısır'ın bu bağımlılıktan duyduğu rahatsızlık, Kahire'yi alternatif ortaklar aramaya itebilir. Türkiye, son dönemde Mısır'la normalleşme adımları atarken, bu kırılganlığın farkında olarak ilişkileri çeşitlendirme stratejisi izleyebilir. Mısır'ın egemenlik hassasiyetini anlayan ve ekonomik iş birliğini siyasi şartlara bağlamayan bir Türkiye, uzun vadede Kahire için daha güvenilir bir ortak olabilir. Bu denge, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki konumunu güçlendirebilir.