İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) çatısı altında geçtiğimiz aylarda imzalanan Mekke Paktı, kolektif savunma taahhüdünün gerçek bir savaş durumunda ne kadar işlevsel olacağı sınavıyla karşı karşıya. Yemen'de çatışmaların şiddetlenmesi ve Suudi Arabistan'a yönelik artan saldırılar, bölgesel liderlerin güvenlik kurumlarını artık bir 'gelecek projesi' olarak tartışma lüksünü ortadan kaldırdı. Paktın vaat ettiği ortak savunma mekanizmasının sahada nasıl işleyeceği, önümüzdeki günlerde netleşecek.
Mekke Paktı'nın doğuşu ve vaatleri
Mekke Paktı, 2019 yılında Suudi Arabistan'ın ev sahipliğinde düzenlenen İİT toplantılarında gündeme gelen ve 2023'te somut bir metne dönüşen bir güvenlik işbirliği girişimi. Temel amacı, üye ülkelerden birine yönelik herhangi bir saldırıyı tüm üyelere yapılmış sayan bir kolektif savunma şemsiyesi oluşturmak. Pakt, askeri müdahale, istihbarat paylaşımı ve ortak tatbikatlar gibi konularda işbirliğini öngörüyor. Ancak bugüne kadar somut bir operasyonel başarı görülmedi; metin büyük ölçüde niyet beyanı olarak kaldı.
Yemen'de Husilerin Suudi Arabistan'ın güney bölgelerine yönelik balistik füze ve İHA saldırıları son aylarda yoğunlaştı. Suudi hava savunma sistemleri her ne kadar saldırıların bir kısmını engellese de, liman ve petrol tesislerine yönelik saldırılar ekonomik ve stratejik riskleri artırıyor. Bu durum, Mekke Paktı'nın 'saldırıya uğrayan üye' senaryosuna en yakın örneği oluşturuyor. Paktın yükümlülükleri arasında yer alan ortak savunma mekanizmasının devreye girip girmeyeceği belirsizliğini koruyor.
Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve diğer Körfez ülkeleri, İran destekli Husilere karşı yıllardır mücadele ediyor. Ancak Mekke Paktı'nın üyeleri arasında İran'ın da bulunması, ittifakın işleyişini yapısal olarak karmaşıklaştırıyor. İran, paktın kolektif savunma maddesini kendi bölgesel nüfuz alanına yönelik bir tehdit olarak görüyor. Bu nedenle, Suudi Arabistan'a yapılan saldırılar karşısında İran'ın tutumu belirleyici olacak.
Bölgesel ve küresel boyut
Mekke Paktı'nın sınavı, sadece askeri bir ittifakın işleyişiyle sınırlı değil. Yemen'deki savaş, bölgesel güç dengelerini yeniden şekillendiriyor. ABD'nin bölgeden çekilme eğilimi, Suudi Arabistan ve müttefiklerini kendi güvenliklerini sağlama konusunda daha fazla sorumluluk almaya itiyor. Pakt, bu boşluğu doldurma iddiasında. Ancak etkin bir kolektif savunma için gereken askeri kapasite, komuta yapısı ve siyasi uyum henüz sağlanmış değil.
Öte yandan, Çin'in bölgedeki artan ekonomik ve diplomatik etkisi, Mekke Paktı'nın jeopolitik denklemini etkiliyor. Çin, Suudi Arabistan ve İran arasındaki ilişkilerin normalleşmesinde arabuluculuk yapmış, bu da paktın işleyişini dolaylı olarak etkiliyor. Rusya ise Suriye ve Yemen krizlerinde farklı aktörlerle işbirliği yaparak bölgesel güvenlik mimarisinde kendi rolünü pekiştiriyor.
Mekke Paktı'nın geleceği, üyelerin siyasi irade göstermesine bağlı. Eğer Suudi Arabistan'a yönelik saldırılar karşısında somut bir kolektif yanıt oluşturulamazsa, paktın caydırıcılığı sorgulanacak ve bölgesel aktörler alternatif güvenlik arayışlarına yönelebilir. Bu da Ortadoğu'da yeni bir güvenlik mimarisinin doğmasına yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Mekke Paktı'nın bir üyesi olmamakla birlikte, bölgesel güvenlik dinamiklerini yakından takip ediyor. Paktın etkinliği, Türkiye'nin Körfez ülkeleriyle geliştirdiği savunma işbirliği ve Yemen krizine yönelik politikası açısından önem taşıyor. Türkiye, Suudi Arabistan ile ilişkilerini normalleştirme sürecinde ve Katar ile güçlü bağlara sahip. Mekke Paktı'nın başarısız olması, bölgede istikrarsızlığı artırabilir ve Türkiye'nin enerji güvenliği ile ticaret yollarını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, İran'ın pakt içindeki konumu, Türkiye'nin denge politikasını zorlaştırabilir. Türkiye'nin, olası bir kolektif savunma mekanizmasında yer almasa da, bölgesel diyalog ve çatışma çözümü çabalarında aktif rol alması bekleniyor.