Chicago Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü ve realist uluslararası ilişkiler teorisinin önde gelen isimlerinden John Mearsheimer, South China Morning Post (SCMP) Genel Yayın Yönetmeni Zuraidah Ibrahim ile gerçekleştirdiği özel söyleşide, Asya-Pasifik bölgesinin jeopolitik dinamiklerini, Çin'in yükselişinin yol açtığı güç dengelerini ve Tayvan sorununun geleceğini masaya yatırdı. SCMP Plus platformunda yayınlanan ve abonelere özel olarak sunulan bu kapsamlı mülakatta Mearsheimer, realist paradigmanın bölgedeki çatışma potansiyeline dair öngörülerini paylaştı.
Güç Dengesi ve Kaçınılmaz Rekabet
Mearsheimer'a göre Çin'in ekonomik ve askeri yükselişi, ABD'nin bölgedeki hegemonik konumunu doğrudan tehdit etmektedir. Realist teorinin temel varsayımı olan “büyük güçlerin kaçınılmaz rekabeti” çerçevesinde, Çin'in ABD'ye yakınsaması gerilimi artırmaktadır. Profesör, Çin'in “barışçıl yükseliş” söyleminin sürdürülebilir olmadığını, çünkü büyük güçlerin doğası gereği bölgesel hegemonya peşinde koştuğunu ifade etti. Bu bağlamda Mearsheimer, ABD'nin Asya'daki ittifak sistemini sıkılaştırarak Çin'i çevreleme politikası izlediğini, Pekin'in ise bu çemberi kırmak için askeri modernizasyon ve ekonomik nüfuzunu kullandığını belirtti.
Söyleşide Tayvan konusu önemli bir yer tuttu. Mearsheimer, Tayvan'ın Çin için “kırmızı çizgi” olduğunu ve Pekin'in adayı birleştirme yönündeki kararlılığını vurguladı. Ancak ABD'nin Tayvan'a verdiği desteğin (silah satışları, resmi olmayan temaslar) Çin'i askeri seçeneklere daha da yaklaştırabileceği uyarısında bulundu. Mearsheimer, tam ölçekli bir savaşın her iki taraf için de yıkıcı olacağını, ancak Pekin'in uzun vadede Tayvan'ı kontrol altına almak için zaman ve stratejik sabır kullanacağını öngördü.
Mearsheimer ayrıca Rusya-Ukrayna savaşının Asya'ya yansımalarını da değerlendirdi. Ona göre, Kremlin'in Ukrayna'ya müdahalesi, Çin'e Tayvan konusunda “güç kullanımının mümkün olduğu” sinyalini verse de, Çin'in kendi ulusal çıkarları doğrultusunda daha temkinli bir yol izleyeceğini söyledi. Çin'in Rusya'ya verdiği siyasi ve ekonomik desteğin ise Batı yaptırımlarını etkisiz kılmaya yönelik olduğunu ekledi.
Jeopolitik Rekabetin Küresel Boyutu
Görüşmede Hint-Pasifik bölgesindeki deniz güvenliği, Güney Çin Denizi ihtilafları ve ASEAN ülkelerinin pozisyonu da ele alındı. Mearsheimer, bölge ülkelerinin Çin ile ABD arasında denge kurmaya çalıştığını, ancak ekonomik bağımlılığın Pekin lehine bir avantaj yarattığını ifade etti. Öte yandan Avustralya, Japonya ve Hindistan'ı kapsayan Dörtlü Diyalog (Quad) gibi oluşumların ABD'nin çevreleme stratejisinin parçaları olduğunu, ancak bu ittifakın Çin karşısında yeterli caydırıcılığı sağlayamayabileceğini belirtti. Mearsheimer, nükleer silahların yayılması riskine de değinerek, ABD'nin bölgedeki nükleer şemsiyesinin istikrarı korumakla birlikte, yeni bir silahlanma yarışını tetikleyebileceği uyarısında bulundu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Mearsheimer'ın analizi, Türk dış politikasının Asya-Pasifik'e yönelmesi açısından önemli ipuçları taşıyor. Çin-ABD rekabetinin derinleşmesi, Türkiye'yi “dengeleyici güç” rolüne itebilir. Ankara, Batı ile ittifakını korurken, Çin ile ekonomik iş birliğini (Kuşak ve Yol Projesi, ticaret) artırma arayışında. Tayvan veya Güney Çin Denizi gibi krizler, Türkiye'nin enerji hatları ve ticaret yollarının güvenliğini etkileyebilir. Ayrıca Doğu Akdeniz'deki hidrokarbon politikası ile Asya'daki güç mücadeleleri arasında dolaylı bağlantılar kurulabilir. Mearsheimer'ın realist perspektifi, Türkiye'nin çıkar temelli pragmatik dış politikasının Asya'ya uyarlanması gerektiğini hatırlatıyor. Ancak bölgesel krizlerde Türkiye'nin net bir taraf seçmekten kaçınarak manevra alanını koruması bekleniyor.