Brett McGurk, ABD Başkanı Joe Biden'ın Orta Doğu danışmanı olarak, Nisan 2024'te Gazze'de Dünya Merkez Mutfağı'na (World Central Kitchen) ait insani yardım konvoyuna düzenlenen İsrail insansız hava aracı saldırısını ve sonrasındaki gelişmeleri anlattığı bir yazı kaleme aldı. Ancak McGurk'ün anlatısı, ABD'nin Gazze politikasının en tartışmalı yönlerini, özellikle de İsrail'e verilen koşulsuz desteğin yol açtığı insani felaketi ve Washington'ın bu konudaki sorumluluğunu büyük ölçüde görmezden geliyor. Yazı, Biden yönetiminin İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonlarına verdiği desteği meşrulaştırma çabası olarak okunabilir.
Olayın Arka Planı ve McGurk'ün Anlatısı
Nisan 2024'te İsrail'e ait bir insansız hava aracı, Gazze'de yardım kuruluşu Dünya Merkez Mutfağı'na ait bir konvoyu vurdu ve ünlü şef Jose Andres tarafından kurulan organizasyonun yedi çalışanı hayatını kaybetti. Saldırı, uluslararası alanda büyük tepkiye yol açtı ve İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonlarında sivil hedefleri ayırt etme konusundaki yeteneğini sorgulattı. Olaydan günler sonra Başkan Biden ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında gerçekleşen telefon görüşmesi, belki de Beyaz Saray'ın İsrail'e yönelik en sert açıklamalarından birine sahne oldu. Biden, görüşmede İsrail'in insani yardım çalışanlarını ve sivilleri korumak için daha fazla çaba göstermesi gerektiğini vurguladı ve aksi halde ABD'nin Gazze politikasını yeniden değerlendireceği uyarısında bulundu. McGurk'ün anlatısına göre bu görüşme, ABD'nin İsrail'e yönelik tutumunda bir dönüm noktasıydı ve Biden yönetimi, İsrail'in askeri operasyonlarını sınırlaması için baskı yapmaya başladı.
Ancak McGurk'ün yazısı, bu görüşmenin ardından somut ne gibi adımlar atıldığına dair net bir bilgi sunmuyor. Aksine, ABD'nin İsrail'e silah sevkiyatını sürdürdüğü ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde ateşkes çağrılarını veto etmeye devam ettiği gerçeğini görmezden geliyor. McGurk, İsrail'in Gazze'deki askeri operasyonlarının sivil kayıpları minimize etmek için gereken önlemleri aldığına dair bir izlenim yaratırken, uluslararası kuruluşların ve insan hakları örgütlerinin raporlarındaki ciddi ihlalleri atlıyor. Yazıda, ABD'nin İsrail'e verdiği desteğin sorgulanması gerektiği yönündeki çağrılara yer verilmiyor; bunun yerine, Biden yönetiminin diplomasi yoluyla çözüm arayışında olduğu vurgulanıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
McGurk'ün anlatısındaki kör nokta, ABD'nin Gazze politikasının uluslararası alanda yarattığı güven kaybını ve bölgesel istikrarsızlığı da kapsıyor. ABD'nin İsrail'e koşulsuz desteği, Orta Doğu'da anti-Amerikan duygularını körüklerken, Çin ve Rusya gibi aktörlerin bölgede etki alanlarını genişletmesine zemin hazırlıyor. Ayrıca, Gazze'deki insani kriz derinleştikçe, ABD'nin uluslararası kurumlar nezdindeki itibarı zarar görüyor ve küresel güney ülkeleriyle ilişkileri geriliyor. McGurk'ün yazısı, bu geniş bağlamı göz ardı ederek, sadece dar bir perspektiften olayları ele alıyor ve ABD'nin sorumluluğunu örtbas ediyor. Oysa gerçek şu ki, ABD'nin İsrail'e verdiği askeri ve diplomatik destek, Gazze'deki yıkımın sürmesinde kritik bir rol oynuyor. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşlar, İsrail'in savaş suçu işlediğine dair kanıtlar sunarken, ABD'nin bu suçlara ortak olup olmadığı sorusu giderek daha fazla dile getiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Gazze'deki insani krize karşı en sesli tepki veren ülkelerden biri olarak, ABD'nin İsrail'e verdiği destek nedeniyle ikili ilişkilerde zaten gerginlik yaşıyor. McGurk'ün anlatısındaki eksiklikler, Washington'ın Gazze politikasındaki samimiyetsizliğini gözler önüne seriyor ve Türkiye'nin uluslararası platformlarda ABD'ye yönelik eleştirilerini haklı çıkarıyor. Ayrıca, ABD'nin bölgedeki itibar kaybı, Türkiye'nin Orta Doğu'da arabuluculuk rolünü güçlendirmesi için bir fırsat yaratabilir. Ancak, Türkiye'nin ABD ile ilişkilerini dengelemesi ve Gazze konusunda somut adımlar atması, önümüzdeki dönemde dış politikasının öncelikli konuları arasında yer alacak.