Mali'nin kuzeyinde Nisan ayından bu yana artan şiddet, ülkedeki kırılgan güç dengelerini altüst ederken, siviller en ağır bedeli ödüyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün (Human Rights Watch) yeni yayımladığı rapor, Mali ordusu ile müttefik milislerin ve İslamcı silahlı grupların neredeyse tam bir cezasızlıkla hareket ettiğini belgeliyor. Örgüt, bu durumun sadece yerel halk için değil, tüm Sahel bölgesinde istikrarı tehdit eden bir kısır döngü yarattığı uyarısında bulunuyor.
Artan şiddet ve değişen ittifaklar
HRW raporuna göre, Mart sonu ve Nisan başında Mali ordusunun kuzeydeki bazı mevzilerini terk etmesi, bölgedeki güç boşluğunu daha da derinleştirdi. Bu çekilmenin ardından, orduyla ittifak halinde olan bazı milis gruplarının yanı sıra, El Kaide ve IŞİD bağlantılı silahlı örgütlerin de saldırılarını yoğunlaştırdığı görülüyor. Raporda özellikle, sivillere yönelik infaz, işkence, zorla kaybetme ve cinsel şiddet vakalarının arttığına dikkat çekilirken, bu suçların faillerinin neredeyse hiçbir zaman yargı önüne çıkarılmadığı vurgulanıyor.
HRW Afrika direktörü, "Mali'deki tüm taraflar, uluslararası insancıl hukuku hiçe sayarak sivilleri hedef alıyor ve bunun bedelini ödemiyor" ifadelerini kullanıyor. Raporda, ülkenin kuzeyindeki Gao, Timbuktu ve Kidal bölgelerinde yaşananların, sistematik bir cezasızlık kültürünün göstergesi olduğu belirtiliyor. Örgüt, Mali hükümeti ve Birleşmiş Milletler Mali Çok Boyutlu Entegre İstikrar Misyonu'nun (MINUSMA) bu ihlalleri durdurmak için yetersiz kaldığını savunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Mali'deki bu istikrarsızlık, sadece ülke sınırlarıyla sınırlı kalmıyor. Sahel bölgesinin kalbinde yer alan Mali, komşu Burkina Faso, Nijer ve Moritanya'ya da sıçrayan bir güvenlik krizinin merkezinde yer alıyor. Fransa'nın bölgeden askerlerini çekmesi ve Wagner Grubu'nun (Rusya) etkisini artırması, güç dengelerini yeniden şekillendiriyor. Özellikle cunta yönetimindeki Mali'de Rus paralı askerlerinin varlığı, bazı Batılı ülkeler tarafından endişeyle karşılanıyor. Bu durum, terörle mücadele stratejilerini karmaşıklaştırırken, sivil halkı daha da kırılgan hale getiriyor. 2023'te MINUSMA'nın da bölgeden çekilme kararı, güvenlik boşluğunu daha da genişletti.
Rapor, Mali'deki mevcut durumun, bölgesel iş birliğinin ve uluslararası toplumun daha etkin müdahalesinin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Ancak, değişen ittifaklar ve artan güvensizlik ortamında, bu müdahalenin ne şekilde ve kimin öncülüğünde yapılacağı belirsizliğini koruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Mali'deki istikrarsızlık, Türkiye'nin Afrika Boynuzu ve Sahel bölgesindeki artan nüfuzu açısından doğrudan önem taşıyor. Türkiye, özellikle Somali ve Libya'dan sonra Sahra Altı Afrika'da giderek daha aktif bir dış politika izliyor. Mali'deki terör gruplarıyla mücadelede ortak payda bulunabilecek bir iş birliği zemini olsa da, ülkedeki cunta yönetimi ve Rusya'nın artan etkisi, Türkiye'nin bölgedeki manevra alanını sınırlayabilir. Ayrıca, Mali'den kaynaklanan istikrarsızlığın Türkiye'ye yönelik düzensiz göç rotalarını etkileme potansiyeli de göz ardı edilmemelidir. Türkiye, bölge ülkeleriyle diplomatik temaslarını sürdürürken, insani krizlerin derinleşmesini önlemek için uluslararası çabalara katkı sağlamayı hedeflemelidir.