Malezya'da yaşayan Rohingya mülteciler, Myanmar'a sınır dışı edilme korkusuyla yaşam mücadelesi veriyor. Ülkedeki mülteci destek gruplarının azalan kaynakları, Rohingya'ya yönelik artan düşmanlıkla birleşince, binlerce kişi için belirsizlik ve endişe derinleşiyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) verilerine göre Malezya'da 180 binden fazla mülteci ve sığınmacı bulunuyor; bunların yaklaşık 100 bini Rohingya. Ancak Malezya, 1951 Mülteci Sözleşmesi'ne taraf olmadığı için mültecilere yasal statü tanımıyor ve onları 'yasadışı göçmen' olarak değerlendiriyor.
Artan Baskı ve Kaynak Sıkıntısı
Son dönemde Malezya hükümeti, mültecilere yönelik tutumunu sertleştirdi. Yetkililer, Rohingya mültecilerin ülkeye girişini engellemek için deniz devriyelerini artırdı. 2023 yılında Malezya Sahil Güvenlik Komutanlığı, ülkeye girmeye çalışan yüzlerce Rohingya mülteciyi taşıyan tekneleri geri çevirdi. Bu durum, denizde mahsur kalan ve yiyecek-içecekleri tükenen mülteciler için hayati tehlike oluşturdu. Uluslararası Af Örgütü, Malezya'yı mültecileri geri itme politikası nedeniyle eleştirdi.
Öte yandan, Malezya'daki mülteci destek grupları, pandemi sonrası ekonomik zorluklar ve bağışçıların ilgisizliği nedeniyle ciddi maddi sıkıntı içinde. Birçok sivil toplum kuruluşu, gıda yardımı, sağlık hizmeti ve eğitim programlarını kısıtmak zorunda kaldı. Örneğin, Kuala Lumpur'daki bir mülteci dayanışma ağı, geçen yıla göre bağışlarda %40 düşüş olduğunu ve 5 bin kişiye ulaşan yardımların yarıya indirildiğini belirtiyor. Bu durum, zaten zor koşullarda yaşayan Rohingyalı aileler için açlık ve hastalık riskini artırıyor.
Malezya halkı arasında da Rohingya karşıtı söylemler yükseliyor. Sosyal medyada ve bazı siyasi partilerin söylemlerinde, Rohingyalıların ülke ekonomisine yük olduğu ve iş imkânlarını ellerinden aldığı yönünde iddialar dile getiriliyor. 2022'de yapılan bir ankete göre, Malezyalıların %60'ı Rohingya mültecilerin ülkeye kabul edilmemesi gerektiğini düşünüyor. Bu atmosfer, mültecilerin günlük yaşamda ayrımcılık ve tacizle karşılaşma riskini artırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Rohingya krizi, Myanmar'daki 2017 soykırımından bu yana Güneydoğu Asya'nın en büyük insani krizlerinden biri. Myanmar ordusunun Rohingya'ya yönelik şiddeti sonucu 700 binden fazla kişi Bangladeş'e kaçtı. Ancak Bangladeş'teki kamplarda yaşam koşulları giderek kötüleşiyor ve birçok Rohingya daha iyi bir yaşam umuduyla Malezya, Endonezya ve Tayland gibi ülkelere gitmeye çalışıyor. Malezya, Müslüman çoğunluklu bir ülke olarak Rohingya için nispeten daha güvenli bir liman olarak görülüyordu, ancak son yıllarda bu algı değişiyor.
ASEAN (Güneydoğu Asya Uluslar Birliği), Rohingya krizine etkili bir çözüm bulmakta zorlanıyor. Üye ülkeler arasında farklı yaklaşımlar var: Endonezya ve Malezya daha fazla mülteci kabul etmeye sıcak bakmazken, Tayland geri itme politikasıyla biliniyor. Uluslararası toplum ise Myanmar'a yönelik yaptırımları artırmakla meşgul, ancak mültecilerin acil ihtiyaçlarına yeterli kaynak ayırmıyor. BMMYK, 2023 için Rohingya mülteciler için 876 milyon dolar çağrısı yaptı, ancak bunun sadece %40'ı karşılandı.
Malezya'nın tutumu, ülkenin insan hakları sicili ve uluslararası itibarı açısından da sorgulanıyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü, Malezya'yı mültecileri keyfi olarak gözaltına almak ve sınır dışı etmekle suçluyor. Malezya hükümeti ise egemenlik hakkını kullandığını ve yasadışı göçle mücadele ettiğini savunuyor. Ancak uzmanlar, sert politikaların sorunu çözmediğini, aksine insan kaçakçılığı ve sömürüyü artırdığını belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke olarak Rohingya krizine yakından ilgi gösteriyor. Türkiye, Myanmar'daki Rohingya Müslümanlarına insani yardım gönderiyor ve Bangladeş'teki kamplarda çeşitli projeler yürütüyor. Malezya'daki gelişmeler, Türkiye'nin insani diplomasi çabalarını zorlaştırabilir; zira Türkiye, ASEAN ülkeleriyle iş birliği yaparak Rohingya mültecilere kalıcı çözümler bulmayı hedefliyor. Ayrıca, Malezya'nın sert tutumu, Türkiye'nin 'dünyada mülteci yükünün adil paylaşımı' çağrısını güçlendiriyor. Türkiye, bu tür krizlerde uluslararası toplumun daha fazla sorumluluk alması gerektiğini savunuyor.