Malezya hükümetinin, Myanmar'ın 5 bin Rohingya mültecisini geri kabul etmeyi kabul ettiği yönündeki açıklaması, ülkenin zaten yüklü olan mülteci sistemi üzerindeki baskıyı hafifletme umutlarını artırırken, aktivistler bu geri dönüşlerin zulüm gören azınlığı hâlâ çatışmalarla boğuşan bir ülkeye gönderme riskine dair endişelerini dile getiriyor. İnsan hakları örgütleri, geri göndermeme (non-refoulement) ilkesinin ihlal edilebileceği uyarısında bulunuyor.
Gelişmenin Arka Planı
Malezya Göçmenlik Dairesi tarafından yapılan açıklamada, Myanmar hükümetinin 5 bin Rohingya mültecisini kabul etmeyi kabul ettiği belirtildi. Bu gelişme, Malezya'nın uzun süredir ev sahipliği yaptığı mülteci nüfusunun yarattığı yükü hafifletmeye yönelik bir adım olarak görülüyor. Ülkede kayıtlı yaklaşık 180 bin mülteci bulunuyor ve bunların önemli bir kısmını Myanmar'dan kaçan Rohingyalar oluşturuyor.
Malezya, 1990'lardan bu yana Rohingya mültecilerine ev sahipliği yapıyor, ancak ülke BM Mülteci Sözleşmesi'ni imzalamamış durumda. Bu nedenle mülteciler yasal olarak tanınmıyor ve çoğu zaman sağlık, eğitim ve çalışma haklarından yoksun kalıyor. Son yıllarda Malezya, mülteci akınını durdurmak için daha sert önlemler almış, tekneleri geri çevirmiş ve mevcut mültecileri gözaltı merkezlerinde tutmuştu.
Myanmar'ın bu kabulü, 2021'deki askeri darbenin ardından uluslararası alanda izole edilen ve iç savaşla mücadele eden cuntanın, Rohingya mültecilerinin geri dönüşüne ilişkin daha önceki anlaşmalara uygun davranma çabası olarak yorumlanıyor. Ancak Myanmar'da devam eden çatışmalar ve Rohingyalara yönelik ayrımcı politikalar, iadelerin güvenli ve gönüllü olmayacağı endişelerini artırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu anlaşma, Güneydoğu Asya ülkelerinin mülteci krizlerine yaklaşımındaki büyük bir değişimi de gündeme getiriyor. Bölgede mülteci kabulü konusunda isteksizlik hakim; Malezya, Endonezya ve Tayland gibi ülkeler, mültecileri genellikle yük olarak görüyor ve geri gönderme politikaları izliyor. Rohingya krizi, ASEAN ülkeleri arasında ortak bir çözüm bulma konusundaki zorlukları da gözler önüne seriyor.
Uluslararası toplum, Myanmar'daki durumun mültecilerin güvenliğini garanti etmediğini vurguluyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), geri dönüşlerin gönüllülük esaslı, onurlu ve güvenli olması gerektiğini, aksi halde geri göndermeme ilkesinin ihlal edileceğini belirtiyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü ise, bu tür anlaşmaların mültecileri baskı altında geri dönmeye zorlayabileceğini ifade ediyor.
Myanmar'daki askeri cunta, Rohingyalara yönelik 2017'deki askeri operasyonlardan sonra BM tarafından soykırım niyetiyle suçlanmıştı. Şu an ülkede iç savaş sürerken, cunta ile mülteciler arasındaki ilişki hâlâ düşmanca görülüyor. Bu durum, mültecilerin geri dönüşlerinin zamanlaması ve güvenliği konusunda ciddi soru işaretleri yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin mülteci politikaları açısından da önemli bir örnek teşkil ediyor. Türkiye, dünyada en fazla mülteciye ev sahipliği yapan ülke konumunda ve Rohingya kriziyle yakından ilgileniyor. Türkiye, Rohingyalara insani yardım sağlamış ve Myanmar'daki zulme karşı uluslararası platformlarda sesini yükseltmişti. Malezya'nın bu anlaşması, mültecilerin güvenliğini gözetmeden yapılan iadelerin küresel mülteci koruma ilkelerini zayıflatabileceğine dair endişeleri artırıyor. Türkiye'nin, geri göndermeme ilkesi ve mültecilerin korunması konusundaki duyarlılığı, bu tür anlaşmalara karşı dikkatli bir duruş sergilenmesini gerektiriyor.