Malezya'da son yıllarda tekrarlayan ve sağlıksız hava kalitesine yol açan haze (pus) sorunu, halk sağlığını tehdit etmeye devam ederken, konunun siyasi bir eyleme dönüşüp dönüşmeyeceği tartışılıyor. Pasifik Araştırma Merkezi'nden Oh Ei Sun, haze'in öngörülebilir, hazırlık yapılabilir ve diplomatik olarak yönetilebilir bir bölgesel risk olduğunu belirtiyor. Ancak uzun yıllardır süren bu sorun, Malezya hükümeti için hem iç politikada hem de bölgesel ilişkilerde önemli bir sınav niteliği taşıyor.
Haze Sorununun Arka Planı
Güneydoğu Asya'da neredeyse her yıl kurak mevsimde ortaya çıkan haze, genellikle Endonezya'nın Sumatra ve Kalimantan adalarındaki orman yangınlarından kaynaklanıyor. Bu yangınlar, tarım arazisi açmak için kullanılan geleneksel "slash-and-burn" yöntemleri nedeniyle çıkıyor ve rüzgârlarla Malezya, Singapur ve Brunei gibi komşu ülkelere taşınıyor. 1997, 2013, 2015 ve 2019 yıllarında yaşanan büyük haze krizleri, bölgede milyonlarca insanı etkiledi, okulların kapanmasına, uçuşların iptaline ve solunum yolu hastalıklarında artışa neden oldu.
Malezya, 2019'daki son büyük haze olayında hava kalitesi endeksi (API) 200'ün üzerine çıkarak "çok sağlıksız" seviyeye ulaşmıştı. Hükümet, yangınların kaynağı olan Endonezya'ya diplomatik nota vermiş ve ASEAN anlaşmaları çerçevesinde işbirliği çağrısı yapmıştı. Ancak kalıcı bir çözüm sağlanamadı. Oh Ei Sun gibi uzmanlar, sorunun tekrarlayan doğasına dikkat çekerek, haze'in artık bir "mevsimsel risk" olarak kabul edilmesi ve buna göre önleyici politikalar geliştirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Haze sorunu, sadece Malezya'nın değil, tüm ASEAN bölgesinin ortak bir sorunu. 2002'de imzalanan ve 2003'te yürürlüğe giren ASEAN Sınır Ötesi Haze Kirliliği Anlaşması, üye ülkelerin işbirliğini öngörüyor ancak yaptırım gücü bulunmuyor. Endonezya, egemenlik gerekçesiyle daha bağlayıcı önlemleri kabul etmiyor. Bu durum, bölgesel işbirliğinin sınırlarını gözler önüne seriyor.
Öte yandan, iklim değişikliği ve El Niño gibi faktörler, kuraklık dönemlerini uzatarak orman yangınlarını daha sık ve yoğun hale getiriyor. Bu da haze riskini artırıyor. Malezya, son yıllarda hava kalitesi izleme sistemlerini güçlendirse de, sorunun kaynağına müdahale edemediği için kalıcı çözüm üretemiyor. Uzmanlar, ASEAN içinde daha etkili bir işbirliği mekanizması kurulması ve yangın önleme teknolojilerine yatırım yapılması gerektiğini belirtiyor.
Haze, aynı zamanda ekonomik etkileriyle de dikkat çekiyor. Turizm, havacılık ve tarım sektörleri olumsuz etkileniyor. 2015'teki haze krizinin bölge ekonomisine maliyeti 16 milyar doları bulmuştu. Bu tür ekonomik kayıplar, hükümetler üzerinde siyasi baskı oluşturuyor. Malezya'da kamuoyu, hükümetten daha etkili adımlar atmasını bekliyor. Ancak diplomatik ilişkiler ve egemenlik hassasiyetleri, atılacak adımları sınırlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Malezya'daki haze sorunu, doğrudan Türkiye'yi etkilememekle birlikte, bölgesel istikrar ve çevre güvenliği açısından dolaylı sonuçlar doğurabilir. Türkiye, ASEAN ile diyalog ortaklığı ve İslam İşbirliği Teşkilatı üyeliği üzerinden bölgeyle ilişkilerini sürdürüyor. Haze, iklim değişikliğinin sınır aşan etkilerine somut bir örnek teşkil ediyor; Türkiye'nin de Akdeniz havzasında benzer çevresel risklerle karşı karşıya olduğu düşünülürse, uluslararası işbirliğinin önemi artıyor. Ayrıca, Türk müteahhitlik firmalarının bölgedeki altyapı projeleri, olası bir haze krizinde olumsuz etkilenebilir.
