Malezya'nın eski İnsan Kaynakları Bakanı M. Saravanan, 2022 yılında bir mühendislik firmasına yabancı işçi kotası tahsisini onaylamak karşılığında 1,2 milyon Malezya ringgiti (yaklaşık 270 bin ABD doları) rüşvet aldığı iddiasıyla bugün Kuala Lumpur'daki Yolsuzlukla Mücadele Mahkemesi'nde hakim karşısına çıktı. Saravanan, 2018-2020 ve 2020-2022 dönemlerinde görev yapan eski bir kabine üyesi olarak, ülkenin işgücü politikalarının şekillenmesinde kritik bir rol oynamıştı. Suçlama, Malezya Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu'nun (MACC) aylardır süren soruşturmasının ardından geldi ve ülkede yabancı işçi alımındaki yaygın yolsuzluk iddialarına yeni bir boyut kazandırdı.
Gelişmenin Arka Planı
M. Saravanan, Hindistan kökenli Malezyalı bir siyasetçi olarak Malezya Hint Kongresi (MIC) partisinin genel başkan yardımcılığını yürütüyordu. Perakendecilik, inşaat ve tarım gibi sektörlerde yoğun olarak çalışan yabancı işçilerin kota sisteminin düzenlenmesinden sorumlu olan bakanlık, yıllardır endüstriyel ilişkilerdeki en hassas alanlardan biri olarak görülüyor. İddianameye göre Saravanan, BEST ESP (M) Sdn Bhd adlı mühendislik firmasının sahibi V. Siva Murugan'dan, şirketin ihtiyaç duyduğu yabancı işçi kotalarını onaylaması karşılığında iki ayrı işlemle toplam 1,2 milyon ringgit aldı. Para transferlerinin, Saravanan'ın bakanlık ofisine yakın bir banka hesabı üzerinden gerçekleştiği ve MACC'nin izleme kayıtlarına takıldığı belirtiliyor.
Saravanan hakkındaki suçlama, Malezya'nın yabancı işçi alımındaki 'kota mafyası' olarak bilinen yapılanmayı hedef alan geniş çaplı bir operasyonun parçası. Son iki yılda ülkede, insan kaçakçılığı ve zorla çalıştırma iddialarıyla bağlantılı olarak onlarca yetkili ve aracı firma hakkında soruşturma başlatılmıştı. Özellikle pandemi sonrası işgücü açığının kapatılması için hızlandırılan kota onayları, bu süreçte aracı firmaların ve bakanlık yetkililerinin para trafiğine karıştığına dair ciddi kanıtlar ortaya çıkardı. Saravanan'ın avukatı, müvekkilinin suçsuz olduğunu savunarak, paranın 'meşru bir siyasi bağış' olduğunu iddia etti; ancak MACC yetkilileri, soruşturmanın bağımsız yürütüldüğünü ve kanıtların güçlü olduğunu vurguladı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Malezya, Güneydoğu Asya'nın en büyük işgücü ithalatçılarından biri olarak, özellikle Bangladeş, Endonezya ve Nepal'den gelen milyonlarca işçiye ev sahipliği yapıyor. Yabancı işçilere uygulanan kota sistemi, ülke ekonomisinin temel dinamiklerini etkilerken; bu tür yolsuzluk iddialarının ortaya çıkması, bölgesel işgücü tedarik zincirlerinde güveni sarsıyor. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi'nin geçtiğimiz yıl yayımladığı rapor, Malezya'daki göçmen işçilerin %40'ının ücretlerinde kesinti ve zorla alıkonulma mağduru olduğunu belirtmişti. Bu rapor, ülkenin işgücü politikalarına yönelik uluslararası eleştirileri artırmış; Saravanan'ın davası ise bu eleştirilerin haklılığını gösteren somut bir örnek olarak değerlendiriliyor.
Malezya hükümeti, yabancı işçi alımındaki yolsuzlukla mücadele etmek amacıyla 2023'te 'Tek Pencere Sistemi'ni devreye sokmuş; bu sistemle tüm başvuruların tek bir dijital platform üzerinden işlenmesi ve araçı firmaların devre dışı bırakılması hedeflenmişti. Ancak bu reformun uygulanmasında, özellikle işverenlerin ve eski yetkililerin direnciyle karşılaşıldığı biliniyor. Saravanan'ın yargılanması, hükümetin bu reformları hayata geçirme konusundaki kararlılığının bir göstergesi olarak yorumlanıyor; aynı zamanda bölgedeki diğer ülkeler için de bir örnek teşkil ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin yabancı işçi istihdamı politikaları açısından dolaylı bir örnek oluşturuyor. Türkiye'de de özellikle Suriyeli göçmenlerin çalışma izinleri ve kayıt dışı istihdamı konusunda benzer sorunlar yaşanıyor. Malezya'daki kota sistemindeki yolsuzluğun ortaya çıkarılması, Türkiye'nin kendi işgücü piyasasında düzenlemeler yaparken şeffaflık ve denetim mekanizmalarının önemini bir kez daha hatırlatıyor. Ayrıca, bu tür davalar, gelişmekte olan ülkelerde yabancı işçi haklarının korunması ve işgücü göçünün düzenlenmesi konusunda uluslararası toplumun dikkatini çekiyor; Türkiye'nin de bu konuda uluslararası sözleşmelere uyumunu gözden geçirmesi açısından bir referans noktası oluşturuyor.