New York'un kuzeyindeki federal mahkeme, eyaletin fosil yakıt şirketlerini iklim değişikliğinin yol açtığı zararlardan mali olarak sorumlu tutmayı amaçlayan "İklim Süper Fonu" yasasını Pazartesi günü iptal etti. Obama döneminde atanan Yargıç Brenda Sannes, söz konusu yasanın federal yasalarla çakıştığına ve bu nedenle geçersiz olduğuna hükmetti. Karar, iklim değişikliğinin maliyetlerini enerji şirketlerine yüklemeye çalışan eyalet düzeyindeki girişimler için önemli bir geri adım anlamına geliyor.
Yasanın içeriği ve mahkeme kararı
New York, 2023 yılında kabul ettiği ve 2019'dan bu yana yürürlükte olan "İklim Süper Fonu" yasasıyla, büyük fosil yakıt üreticilerinin, iklim değişikliğine bağlı altyapı hasarları, sağlık sorunları ve diğer uyum maliyetleri için eyalete maddi tazminat ödemesini zorunlu kılıyordu. Yasa, ABD genelinde benzeri görülmemiş bir düzenlemeydi ve Kaliforniya, Vermont ve Maryland gibi eyaletlerde de benzer yasaların önünü açması bekleniyordu.
Yargıç Sannes, kararında, "İklim Yasası, alışılmadık ve kapsamlı bir yasadır; ancak federal yasaların üstünlüğü ilkesi gereği, eyaletlerin bu tür düzenlemeler yapma yetkisi sınırlıdır" ifadelerine yer verdi. Mahkeme, New York'un eyaletler arası ticareti düzenleme yetkisini aştığını ve fosil yakıt üreticilerinin hava emisyonlarını kontrol etme konusundaki federal yetki alanına girdiğini belirtti.
Karar, çevre örgütleri ve iklim aktivistleri tarafından büyük bir hayal kırıklığıyla karşılanırken, enerji sektörü temsilcileri kararı memnuniyetle karşıladı. New York Başsavcısı Letitia James, karara itiraz edeceklerini açıkladı ve "İklim değişikliğinin maliyetlerini vergi mükelleflerine değil, kirliliğe neden olan şirketlere yüklemek için mücadelemizi sürdüreceğiz" dedi.
Kararın küresel ve bölgesel yansımaları
Bu karar, yalnızca New York'u değil, aynı zamanda ABD'de ve dünyada iklim davalarının seyrini de etkileme potansiyeli taşıyor. Eyalet düzeyindeki süper fon girişimleri, uluslararası toplumda fosil yakıt şirketlerinin iklim değişikliğindeki sorumluluğunu tartışmaya açan önemli bir mekanizma olarak görülüyordu. Ancak federal mahkemenin bu kararı, bu tür yasaların önüne geçilmesi konusunda emsal teşkil edebilir.
Öte yandan, Avrupa'da ve diğer bölgelerde iklim davaları artış gösteriyor. Örneğin, Hollanda'da mahkemeler, Shell gibi büyük enerji şirketlerinin karbon emisyonlarını azaltması yönünde kararlar vermişti. Benzer şekilde, Almanya ve Fransa'da da iklim aktivistleri, hükümetleri ve şirketleri ulusal mahkemelerde dava ediyor. New York kararı, bu küresel eğilimin ABD'de nasıl şekilleneceği konusunda belirleyici olabilir.
Uzmanlar, bu kararın iklim değişikliğiyle mücadelede yeni stratejilerin geliştirilmesini zorunlu kılacağını belirtiyor. Enerji şirketleri ise, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin tüm toplumun ortak sorunu olduğunu ve maliyetlerin tek başına şirketlere yüklenemeyeceğini savunuyor. Karar, aynı zamanda ABD'de ara seçimler öncesinde iklim politikalarının yeniden tartışılmasına da zemin hazırlayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu karar, Türkiye'deki enerji ve iklim politikaları açısından dolaylı da olsa önemli bir gösterge niteliği taşıyor. Türkiye, Paris İklim Anlaşması'na taraf olmasına rağmen, fosil yakıt sübvansiyonları ve kömürlü termik santral yatırımlarıyla iklim değişikliğiyle mücadelede eleştiriliyor. ABD'de bu tür yasaların engellenmesi, küresel ölçekte fosil yakıt şirketlerinin sorumluluktan kaçınmasına yol açabilir ve bu durum Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde iklim finansmanı konusundaki tartışmaları olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin yenilenebilir enerji hedeflerini gözden geçirmesi ve bu tür kararlardan bağımsız olarak sürdürülebilir bir enerji dönüşümüne öncelik vermesi gerektiği ortaya çıkıyor.