ABD siyasetinde son yıllarda yükselen iki hareket, MAGA (Make America Great Again) ve DSA (Democratic Socialists of America), görünüşte taban tabana zıt ideolojilere sahip olsa da, derinlemesine incelendiğinde her ikisinin de devlet kurumlarını işlevsizleştirme ve yıkıcı bir yönetim anlayışını benimseme konusunda ortak bir paydada buluştuğu görülüyor. Bu iki akım, kökenlerini Amerikan siyasi sistemindeki hayal kırıklığına ve kurumlara duyulan güvensizliğe dayandırıyor.
Gelişmenin Arka Planı
MAGA hareketi, 2016 başkanlık seçimlerinden bu yana popülist ve milliyetçi söylemleriyle federal bürokrasiyi hedef alarak kamu hizmetlerini zayıflatmayı amaçlıyor. Özellikle Trump döneminde çevre düzenlemelerinin gevşetilmesi, sağlık hizmetlerinin özelleştirilmesi ve sosyal güvenlik ağlarının daraltılması gibi politikalar, devletin etkinliğini azaltma yönünde adımlar olarak öne çıktı.
Öte yandan DSA, kapitalist sisteme alternatif olarak gördüğü sosyalist bir yönetim modelini savunuyor. Ancak pratikte, DSA'nın desteklediği radikal politikalar da benzer şekilde mevcut kurumların reforme edilmesi yerine tamamen yıkılması gerektiği fikrine dayanıyor. Bu bağlamda iki hareket de mevcut yönetim yapısını dönüştürmekten çok, onu işlevsiz kılmayı hedefliyor.
New York Times yazarı David Brooks'un da belirttiği gibi, "MAGA ve DSA aynı kökenden geliyor: Amerikan rüyasına olan inancın kaybı ve kurumların çürümüş olduğu düşüncesi." Bu ortak köken, her iki hareketin de kutuplaşmayı derinleştirerek merkezcil siyaseti yok saymasına yol açıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu yıkıcı yönetim anlayışının küresel yansımaları ciddi boyutlara ulaşabilir. ABD, dünyanın en büyük ekonomisi ve askeri gücü olarak istikrarını kaybettiğinde, bu durum tüm dünya için risk oluşturur. NATO ittifakının geleceği, uluslararası ticaret anlaşmaları ve küresel sağlık politikaları gibi konularda ABD'nin etkisi azalmakta; bu da Çin gibi yükselen güçlere alan açmaktadır.
Avrupa'da da benzer popülist hareketlerin yükselişi, MAGA ve DSA'nın ideolojik etkisinin kıtaya sıçradığını gösteriyor. Fransa'daki "Sarı Yelekliler" hareketinden Almanya'daki Sahra Wagenknecht'in parti girişimine kadar birçok oluşum, kurum karşıtı söylemlerle benzer bir yıkıcı potansiyel taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki bu kutuplaşma ve yönetim krizi, Türkiye'yi doğrudan etkileyebilecek bir faktördür. Türkiye, ABD ile ilişkilerinde istikrarlı bir muhatap bulmakta zorlanabilir; özellikle savunma sanayii ve ticaret konularında belirsizlik artabilir. Ayrıca bu dönüşümün yarattığı boşluktan faydalanan Çin ve Rusya gibi ülkelerin bölgesel etkisi artarken, Türkiye'nin stratejik manevra alanı daralabilir. Bununla birlikte, Türkiye kendi kurumsal yapısını güçlendirerek bu tür yıkıcı etkilerden korunma yoluna gitmelidir.