18 Haziran’da Venezüella’nın siyasi dönüşümü, tamamen beklenmedik olmasa da şaşırtıcı bir sıçrama yaptı. 2015 Ulusal Meclisi’nin başkanı Dinorah Figuera —yani ABD’nin hâlâ tanıdığı son seçilmiş organın lideri— Caracas’a giderek mevcut Ulusal Meclis Başkanı Jorge Rodríguez ile bir araya geldi. Bu görüşme, yıllardır Nicolas Maduro hükümetine karşı alternatif bir otorite olarak duran sürgündeki muhalefetin, ilk kez doğrudan iktidarla müzakere masasına oturması anlamına geliyor. Görüşmede, 2024 yılında yapılması planlanan başkanlık seçimlerinin uluslararası standartlara uygun şekilde gerçekleştirilmesi için bir yol haritası üzerinde durulduğu bildiriliyor. Bu adım, Maduro sonrası döneme hazırlık olarak yorumlanırken, bölgede de yankı uyandırdı.
Gelişmenin Arka Planı: Sürgünden Müzakereye
Dinorah Figuera, 2015’te seçilen ve 2020’de Maduro yanlılarının boykotuyla fiilen işlevsiz hale gelen Ulusal Meclis’in başkanı olarak tanınıyor. O meclis, ABD ve birçok Latin Amerika ülkesi tarafından Venezüella’nın son demokratik organı olarak kabul ediliyor. Figuera, 2023 başından bu yana İspanya’da sürgünde yaşıyor ve Maduro karşıtı muhalefetin ılımlı kanadını temsil ediyor. Aynı zamanda, 2024 başkanlık seçimlerine giden süreçte “geçiş hükümeti” modelini savunan isimlerden biri.
Figuera’nın Caracas ziyareti, Maduro hükümetinin muhalefetle diyalog kapısını aralama çabasının bir parçası olarak yorumlanıyor. Zira ülke, ağır ekonomik kriz, hiperenflasyon, göç dalgası ve uluslararası yaptırımlar altında eziliyor. Petrol gelirlerinin düşmesi, Çin ve Rusya’dan gelen desteğin azalması, Maduro’yu bir çıkış yolu aramaya itiyor. Ancak görüşmenin içeriğine dair sınırlı bilgi var; Figuera ve Rodríguez’in, seçim takvimi, seçmen listeleri, uluslararası gözlemci katılımı ve muhalefet adaylarının serbest bırakılması gibi konuları ele aldıkları tahmin ediliyor.
Bu gelişme, Venezüella siyasetinde iki blok arasındaki buzların erimeye başladığının ilk somut işareti. 2018’deki tartışmalı seçimlerden bu yana Maduro herhangi bir gerçek anlamda seçim yapmamıştı. Figuera’nın rolü, uluslararası toplumun tanıdığı meşru bir muhatap olarak, geçiş sürecinin meşruiyetini artırabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut: ABD, Brezilya ve Kolombiya’nın Yaklaşımı
Bu diyalog, sadece ülke içi dinamikleri değil, bölgesel güç dengelerini de etkileyebilir. ABD, Venezüella’daki “meşru” otorite olarak Figuera’yı tanımaya devam ediyor ve Maduro’ya yönelik yaptırımları sıkılaştırmış durumda. Ancak Biden yönetimi, son dönemde petrol piyasalarının istikrarı için Maduro ile dolaylı da olsa teması artırmıştı. Figuera’nın adımı, Washington’un da desteklediği bir “Venezüella çözümü”nün parçası olabilir.
Bölgede Brezilya’nın Lula hükümeti ve Kolombiya’nın solcu Devlet Başkanı Gustavo Petro, Maduro ile diyaloğu savunuyor. Petro, özellikle Venezüella’nın komşusu olarak, seçim sürecinin barışçıl ilerlemesini istiyor. Figuera’nın ziyareti, bu ülkelerin de arzuladığı bir “yumuşak geçiş” modeline zemin hazırlayabilir. Öte yandan, muhalefetin radikal kanadı (örneğin Juan Guaidó) bu tür görüşmeleri “meşruiyet kazandırma” olarak eleştiriyor. Guaidó halen sembolik olarak “geçici devlet başkanı” unvanını taşıyor ancak uluslararası desteğini büyük ölçüde kaybetmiş durumda.
Bu tabloda, Venezüella’nın geleceği sadece iç siyasi aktörlerin manevralarına değil, aynı zamanda bölgesel ve küresel güçlerin çıkar hesaplarına da bağlı görünüyor. Figuera’nın ziyareti, uzun bir maratonun ilk adımı olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Venezüella’daki siyasi geçiş sinyalleri, Türkiye’nin Latin Amerika politikası açısından dolaylı da olsa önem taşıyor. Ankara, Maduro hükümetiyle yakın ilişkiler kurdu; ticaret hacmi 2019’da 1,5 milyar dolara ulaştı. Türk şirketleri maden, inşaat ve enerji sektörlerinde faaliyet gösteriyor. Olası bir siyasi istikrar, yatırım ortamını iyileştirerek Türk firmalarına fırsat sunabilir. Ancak geçiş süreci belirsizliğini koruyor; Maduro’nun tamamen dışlanması, Türkiye’nin dengeli bir pozisyon almasını gerektirebilir. Ayrıca, ABD-Maduro yumuşaması, Rusya’nın nüfuzunu azaltarak bölgesel denklemi değiştirebilir ki bu da dolaylı olarak Türkiye’yi etkiler. Sonuç olarak, Türkiye’nin Venezuela’daki gelişmeleri yakından izlemesi ve olası senaryolara hazırlıklı olması stratejik bir zorunluluktur.