ABD'nin deneyimli diplomatlarından Richard Haass, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun, ABD Başkanı Donald Trump'ın önerdiği Gazze barış planını reddetmesinin ardından, bölgedeki barış çabalarının geleceğine ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. NPR'ye konuşan Haass, Hamas ile yapılması önerilen anlaşmanın reddedilmesinin, Gazze'deki çatışmanın sona erdirilmesi yönündeki uluslararası çabaları ciddi şekilde sekteye uğrattığını belirtti. Haass, Netanyahu'nun bu kararının hem İsrail iç siyasetindeki dengeleri hem de ABD ile İsrail arasındaki ilişkileri olumsuz etkileyebileceğini ifade etti.
Gelişmenin Arka Planı
Başkan Trump, geçtiğimiz haftalarda Gazze'de kalıcı bir ateşkes ve rehine takası öngören kapsamlı bir barış planı sunmuştu. Plan, uluslararası toplumda geniş yankı uyandırırken, özellikle Hamas'ın silah bırakması ve Gazze'nin yeniden inşası gibi maddeler içeriyordu. Ancak İsrail Başbakanı Netanyahu, planı kamuoyu önünde reddederek, Hamas'ın yok edilmesi hedefinden taviz verilmeyeceğini vurguladı. Bu red, müzakerelerin yeniden başlaması umutlarını büyük ölçüde zayıflattı.
Richard Haass, NPR'nin ünlü sunucusu A Martinez'in sorularını yanıtlarken, Netanyahu'nun bu hamlesinin yalnızca Hamas'la ilişkileri değil, aynı zamanda İsrail'in uluslararası itibarını da etkileyecek bir karar olduğunu söyledi. Haass, "Netanyahu, Trump'ın planını reddederek aslında ABD yönetiminin arabuluculuk rolüne de ciddi bir darbe vurmuş oldu" dedi. Deneyimli diplomat, Washington'un bu durum karşısında nasıl bir strateji izleyeceğinin merak konusu olduğunu belirtti.
Öte yandan, İsrail'deki koalisyon hükümetinin iç dinamikleri de bu kararda etkili oldu. Netanyahu'nun aşırı sağcı koalisyon ortakları, Gazze'deki askeri operasyonların sürdürülmesi konusunda ısrarcı. Haass, bu durumun İsrail siyasetindeki kutuplaşmayı derinleştirdiğine dikkat çekti. Ayrıca, uluslararası toplumun Gazze'deki insani krize karşı duyarlılığı her geçen gün artarken, Netanyahu'nun bu tutumunun İsrail'in uluslararası alanda yalnızlaşmasına yol açabileceği yorumları yapılıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Gazze'deki çatışmanın bölgesel etkileri, İsrail ile çevre ülkeler arasındaki ilişkileri de yakından ilgilendiriyor. Mısır ve Katar'ın arabuluculuğunda yürütülen müzakereler, Netanyahu'nun reddiyle birlikte çıkmaza girdi. Bu durum, bölgede yeni bir çatışma dalgasının tetiklenmesi endişelerini beraberinde getiriyor. Özellikle Lübnan'daki Hizbullah ve İran destekli grupların, İsrail'in Gazze'deki politikalarına karşı misilleme olasılığı, bölgesel güvenliği tehdit eden bir faktör olarak öne çıkıyor.
Küresel ölçekte ise, ABD'nin Ortadoğu politikası yeniden şekilleniyor. Trump yönetimi, İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki normalleşme sürecini hızlandırmayı hedefliyordu. Ancak Netanyahu'nun planı reddetmesi, bu süreci sekteye uğratabilir. Suudi Arabistan başta olmak üzere birçok Arap ülkesi, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesi için Filistin sorununun adil bir çözüme kavuşması gerektiğini vurguluyor. Haass, bu bağlamda İsrail'in tutumunun sadece Filistinlilerle değil, tüm bölge ülkeleriyle olan ilişkilerini olumsuz etkileyebileceğine işaret etti.
Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği'nden de benzer açıklamalar geliyor. BM Genel Sekreteri António Guterres, tarafları ateşkes konusunda yeniden müzakere masasına dönmeye çağırdı. AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell ise, Netanyahu'nun reddinin "barış umutlarını yok ettiğini" belirterek, uluslararası toplumun bu konuda daha etkin rol alması gerektiğini söyledi. Bu gelişmeler, Gazze'deki krizin küresel bir krize dönüşme riskini artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Netanyahu'nun Trump'ın Gazze planını reddetmesi, Türkiye'nin Filistin meselesine yönelik geleneksel duruşuyla örtüşen bir gelişme. Ankara, başından beri iki devletli çözümü savunuyor ve bu planın İsrail ile Filistin arasında adil bir barışa hizmet etmediği görüşünde. Türkiye, Gazze'deki insani krizin sona ermesi ve Filistinlilerin haklarının korunması için uluslararası toplumu harekete geçirmeye çalışıyor. Bu süreçte, Türkiye'nin Katar ve Mısır ile birlikte yürüttüğü arabuluculuk çabaları, İsrail'in tutumunun yarattığı boşluğu doldurma potansiyeli taşıyor. Ancak İsrail'in müzakereleri sürekli ertelemesi, Türkiye'nin bölgesel nüfuzunu artırma fırsatı da sunabilir. Ankara'nın bu konuda daha aktif bir diplomatik girişim başlatması beklenebilir.