Emmanuel Macron, Fransa Cumhurbaşkanı olarak ilk seçilmesinden yaklaşık on yıl sonra, mali uçuruma doğru kayan gergin bir ülkeye başkanlık ediyor. 2017'de iktidara geldiğinde vaat ettiği canlanma ve reformlar, yerini artan borç yükü, siyasi kutuplaşma ve toplumsal hoşnutsuzluğa bırakmış durumda. Ülkenin kamu maliyesi alarm veriyor; bütçe açığı ve borç yükü, Euro Bölgesi'nin ikinci büyük ekonomisini sarsıyor.
Reformlardan Kriz Yönetimine: Macron'un İkinci Dönemi
Macron, ilk döneminde işgücü piyasası reformları, vergi indirimleri ve Avrupa Birliği içinde daha güçlü bir Fransız liderliği vizyonuyla dikkat çekmişti. Ancak ikinci döneminde sarı yelekliler protestoları, emeklilik yaşının yükseltilmesine karşı kitlesel grevler ve son olarak parlamento seçimlerinde yaşadığı kayıplar, yönetimini zorluyor. 2024'te erken seçimlere gitmesi, merkezci ittifakının çoğunluğu kaybetmesine yol açtı ve hükümet kurma süreçleri kilitlendi. Başbakan değişiklikleri ve güven oylamaları, istikrarsızlığın göstergesi haline geldi.
Mali cephede ise durum daha da kritik. Fransa'nın bütçe açığı GSYİH'nın yüzde 5'ini aşarak AB'nin yüzde 3 sınırını ihlal ediyor. Kamu borcu ise GSYİH'nın yüzde 110'unu geçmiş durumda. Hükümet, harcama kısıtlamaları ve vergi artışları içeren bir kemer sıkma paketi açıklamak zorunda kaldı ancak bu adımlar hem sol hem de sağ muhalefetin tepkisini çekti. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları, Fransa'nın notunu düşürme sinyalleri veriyor. Ekonomik büyüme ise yavaş seyrediyor; imalat sanayi daralıyor, işsizlik oranı yeniden yükselişe geçti.
Avrupa ve Küresel Dengeler Açısından Yansımaları
Fransa'daki siyasi ve mali istikrarsızlık, sadece ülke içi bir mesele değil. Avrupa Birliği'nin motor güçlerinden biri olan Fransa'nın zayıflaması, AB'nin ortak karar alma mekanizmalarını ve küresel arenadaki etkinliğini olumsuz etkiliyor. Almanya ile birlikte yürütülen Franco-Alman ekseni, savunma, göç ve iklim politikalarında aksamalar yaşıyor. Ayrıca Fransa'nın Afrika'daki askeri varlığını azaltma kararı ve Sahel bölgesindeki etkisinin gerilemesi, bölgesel güç dengelerini değiştiriyor. Rusya'nın Ukrayna'yı işgali sonrası Avrupa güvenlik mimarisinde yaşanan dönüşümde Fransa'nın aktif rol alamaması, Paris'in itibarını sarsıyor.
Öte yandan, Macron'un iç politikada yaşadığı zorluklar, popülist ve aşırı sağ hareketlerin güç kazanmasına zemin hazırlıyor. Marine Le Pen'in Ulusal Birlik partisi, seçim anketlerinde birinci sırada görünüyor. Bu durum, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Fransa'nın siyasi geleceğine dair belirsizliği artırıyor. Avrupa'da yükselen sağ dalga, AB'nin göç ve ekonomik politikalarında daha korumacı ve milliyetçi eğilimleri güçlendirebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fransa'daki mali ve siyasi kriz, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkilerinde dolaylı da olsa etkili olabilir. Fransa, AB içinde Türkiye'nin üyelik sürecine mesafeli duran ülkelerden biriydi. Macron yönetiminin zayıflaması, AB'nin genişleme politikalarında bir yumuşama getirebilir mi? Belirsiz. Ancak Fransa'nın iç sorunlarına odaklanması, AB'nin dış politika ve savunma konularında daha az iddialı olmasına yol açabilir; bu da Türkiye'nin bölgesel roller üstlenmesi için alan yaratabilir. Öte yandan, Fransa'nın Afrika'daki etkisinin azalması, Türkiye'nin kıtadaki ekonomik ve diplomatik açılımları için fırsatlar sunuyor. Yine de istikrarsız bir Fransa, Avrupa'da genel bir belirsizlik yaratarak Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde öngörülemezlik riskini artırabilir.