Avrupa Birliği'nin en büyük beş üye ülkesinden dördü, önümüzdeki 12 ay içinde parlamento seçimlerine gitmeye hazırlanıyor. Almanya, Fransa, İtalya ve İspanya'da yapılacak seçimler, kıta genelinde siyasi dengelerin sağa kaymasına yol açabilir. Ekonomik durgunluk, enerji krizi ve göç konusundaki belirsizlikler, seçmen davranışını şekillendiren başlıca faktörler olarak öne çıkıyor. Bu seçim süper döngüsü, AB'nin gelecekteki politika yönelimini de belirleyecek.
Seçim Takvimi ve Siyasi Arka Plan
Avrupa'da 2025-2026 dönemi, yoğun bir seçim takvimine sahne olacak. Almanya'da koalisyon hükümetinin dağılmasının ardından erken seçim kararı alındı; ülke Şubat 2025'te sandık başına gidiyor. Fransa'da ise Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un açıkladığı takvime göre 2027'de yapılması planlanan seçimler öncesinde, 2024'te erken genel seçimler yapılmıştı ancak siyasi istikrarsızlık sürüyor. İtalya'da 2027'de yapılması beklenen seçimler öncesinde sağ koalisyon hükümeti görevde. İspanya'da ise 2023'te yapılan erken seçimlerin ardından sol koalisyon iktidarda; ancak 2027'deki seçimler için şimdiden pazarlıklar başladı. Bu dört ülke, AB nüfusunun yaklaşık yarısını ve ekonomik ağırlığının önemli bir kısmını oluşturuyor.
Seçimlerin ortak teması, ekonomik güvenlik ve göç. Almanya'da sanayi üretimindeki düşüş ve enerji maliyetleri, seçmenin ekonomiye odaklanmasına neden oluyor. Fransa'da bütçe açığı ve kamu borcu endişe verici boyutlarda. İtalya'da ise göçmen akını ve Akdeniz'deki düzensiz göç, sağ partilerin söylemini güçlendiriyor. İspanya'da ise Katalan ayrılıkçılığı ve bölgesel gerilimler siyaseti şekillendiriyor. Tüm bu sorunlar, aşırı sağ ve popülist partilerin oylarını artırmasına zemin hazırlıyor.
Anketler, Almanya'da aşırı sağcı AfD'nin oyunu %20'nin üzerine çıkardığını gösteriyor. Fransa'da Ulusal Birlik (RN) partisi, anketlerde önde gidiyor. İtalya'da Giorgia Meloni liderliğindeki İtalya'nın Kardeşleri partisi iktidarda ve popülaritesini koruyor. İspanya'da ise Vox partisi, sağ blokun önemli bir bileşeni. Bu partilerin yükselişi, AB içinde göç, iklim ve dış politika konularında daha sert tutumların benimsenmesine yol açabilir.
Avrupa ve Küresel Yansımaları
Avrupa'daki seçim süper döngüsü, sadece AB içi dengeleri değil, aynı zamanda küresel jeopolitiği de etkileyecek. ABD'de Donald Trump'ın yeniden iktidara gelmesi, Avrupa'da güvenlik ve savunma harcamaları konusundaki tartışmaları derinleştirdi. Sağ partilerin güçlenmesi, AB'nin Ukrayna'ya desteği, iklim politikaları ve genişleme süreci gibi konularda belirsizlik yaratabilir. Özellikle göç politikalarında daha katı önlemler ve sınır güvenliği ön plana çıkabilir.
Ekonomik açıdan bakıldığında, siyasi istikrarsızlık yatırımcı güvenini olumsuz etkileyebilir. Fransa ve Almanya'da seçim belirsizliği, avro üzerinde baskı oluşturabilir. Ancak sağ partilerin iktidara gelmesi durumunda bile, AB'nin temel ekonomik yapısının korunması bekleniyor. Yine de yeşil enerji dönüşümü ve dijital düzenlemeler gibi alanlarda politika değişiklikleri kaçınılmaz görünüyor. Avrupa Merkez Bankası'nın faiz politikaları da bu siyasi dalgalanmalardan etkilenebilir.
Bölgesel olarak, Avrupa'nın sağa kayması, Batı Balkanlar ve Doğu Komşuluk ülkeleriyle ilişkileri de etkileyebilir. AB'nin genişleme sürecinde motivasyon kaybı yaşanabilir. Ayrıca, Türkiye gibi aday ülkelerle ilişkilerde yeni dinamikler ortaya çıkabilir. Sağ partilerin Türkiye karşıtı söylemleri, müzakereleri zorlaştırabilir. Öte yandan, enerji güvenliği ve ticaret anlaşmaları gibi konularda pragmatik iş birlikleri devam edebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa'daki seçim süper döngüsü ve sağın yükselişi, Türkiye-AB ilişkileri açısından hem riskler hem de fırsatlar barındırıyor. Sağ partilerin güçlenmesi, Türkiye'nin AB üyelik sürecini daha da zorlaştırabilir; özellikle göç ve insan hakları konularında eleştiriler artabilir. Ancak ekonomik iş birliği ve enerji koridoru projeleri gibi alanlarda pragmatik ilişkiler sürdürülebilir. Türkiye, AB içindeki siyasi dalgalanmalara karşı diplomatik kanalları açık tutmalı ve ticaret hacmini korumaya odaklanmalı. Ayrıca, savunma sanayii ve güvenlik iş birliği konularında yeni ortaklıklar geliştirebilir. Avrupa'nın içe kapanma eğilimi, Türkiye'nin bölgesel rolünü güçlendirmesi için bir fırsat da yaratabilir.