Senegal'in eski Cumhurbaşkanı Macky Sall, 2024 Nisan ayında görevi bırakmasının ardından ilk kez Cuma günü ülkesine dönüyor. Bu ziyaret, Sall'ın Birleşmiş Milletler'in (BM) bir sonraki genel sekreteri olma hedefiyle bağlantılı. Ancak muhalifler, görev süresinin son aylarına damga vuran şiddet olaylarının bu göreve uygun olmadığını kanıtladığını savunuyor. Sall'ın dönüşü, Batı Afrika ülkesinde siyasi gerilimi yeniden alevlendirebilir.
Sall'ın BM kampanyası ve Senegal'deki siyasi mirası
Macky Sall, 2012-2024 yılları arasında Senegal Devlet Başkanı olarak görev yaptı. Görev süresinin son yılında, üçüncü bir dönem için aday olma girişimi ülkede büyük protestolara yol açtı. Muhalefet ve sivil toplum örgütleri, Sall'ı anayasal sınırları ihlal etmekle suçladı. Mart 2024'te düzenlenen erken seçimlerde Sall'ın yerine geçen Bassirou Diomaye Faye, şeffaf bir yönetim vaadiyle iktidara geldi. Sall'ın BM Genel Sekreterliği adaylığı, Afrika Birliği tarafından da destekleniyor ancak bölgesel rakipleri ve Senegal içindeki muhalefet bu adaylığı sorguluyor.
Bölgesel ve küresel boyut
BM Genel Sekreterliği yarışında Sall, Doğu Afrika'dan da adaylarla karşı karşıya. Afrika Birliği, dönüşümlü olarak bölgeleri temsil etmeye çalışıyor ancak Sall'ın adaylığı, Batı Afrika'nın bu göreve talipli olması açısından öne çıkıyor. Ancak Senegal'deki insan hakları ihlalleri ve basın özgürlüğü kısıtlamaları, Sall'ın uluslararası itibarını zedelemiş durumda. Özellikle 2023'teki protestoların kanlı bir şekilde bastırılması, Batılı ülkelerin bazılarının desteğini çekmesine neden oldu. Küresel düzeyde BM'nin liderlik krizi ve reform tartışmaları sürerken, Sall'ın adaylığı Afrika'nın küresel yönetimdeki temsiliyeti açısından da sembolik bir öneme sahip.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Afrika açılımı ve BM reformu vizyonu bağlamında önem taşıyor. Türkiye, Sahra Altı Afrika'da ekonomik ve diplomatik nüfuzunu artırırken, Senegal ile ikili ilişkileri de gelişiyor. Sall'ın BM Genel Sekreteri olması, Türkiye'nin Afrika'daki çıkarlarına olumlu yansıyabilecekken, aksi durum bölgesel dengeleri etkileyebilir. Ayrıca BM Güvenlik Konseyi reformu konusunda Türkiye'nin "daha adil bir dünya" söylemiyle örtüşen bu süreç, Ankara'nın küresel yönetişimde daha fazla söz sahibi olma hedefiyle de doğrudan ilgili.