Bazı seçimler diğerlerinden daha önemlidir. Macaristan'da Mayıs ayında göreve başlayan Başbakan Péter Magyar, ülkesinin Avrupa Birliği ile olan ilişkilerinde yeni bir sayfa açarken, bir yandan da on yıllardır kurumsallaşmış yolsuzluk mirasını ortadan kaldırmak için iddialı bir reform programı yürütüyor. Brüksel'in 10 milyar avroyu aşkın AB fonunu bloke etme kararına ilişkin süre yaklaşırken, Magyar'ın ilk üç ayı, bu mirasın üstesinden gelme konusunda dönüştürücü bir başlangıç oldu. Bu süreç, sadece Macaristan'ın iç siyasetini değil, Avrupa Birliği'nin hukukun üstünlüğü ilkesini nasıl uyguladığını da yeniden şekillendiriyor.
Gelişmenin Arka Planı: De-Orbánisation Süreci
Péter Magyar, selefi Viktor Orbán'ın 2010'dan bu yana sürdürdüğü iktidarını 2024 yılında yapılan erken seçimlerde sona erdirdi. Orbán döneminde Macaristan, medya üzerindeki kontrol, yargının bağımsızlığının zayıflatılması ve sivil toplumun baskılanmasıyla eleştiriliyordu. AB, bu gelişmeler üzerine Macaristan'a ayrılan bütçe fonlarını 2022'den beri dondurmuş, ülkeyi hukukun üstünlüğü ihlalleri nedeniyle yaptırımlarla tehdit etmişti. Magyar'ın göreve gelmesi, Brüksel ile ilişkileri yeniden başlatma ve fonları serbest bırakma umutlarını artırdı.
Magyar, ilk üç ayında yargı reformunu başlattı, yolsuzlukla mücadele kurumlarını güçlendirdi ve Orbán döneminde siyasi olarak atanmış üst düzey yetkilileri görevden aldı. Bu adımlar, AB Komisyonu'nun 'hukukun üstünlüğü koşulluluğu' mekanizması kapsamında Talep ettiği düzenlemelerle büyük ölçüde uyumlu görünüyor. Ancak reformların hızı, bazı çevrelerde 'geçici heves' olarak değerlendirilse de, Magyar'ın kararlılığı ve uygulama hızı takdir topluyor.
Öte yandan, bu reform süreci toplumsal olarak da derin bir yankı buluyor. Macaristan'da on yıllardır ilk kez, sokaklar yolsuzluk karşıtı protestolara sahne olurken, yeni hükümetin adımları toplumun geniş kesimlerince destekleniyor. Péter Magyar'ın partisi, erken seçimlerde yüzde 40'ın üzerinde oy alarak parlamento çoğunluğunu sağlamış, halkın 'değişim arzusunu' açıkça ortaya koymuştu.
Bölgesel ve Küresel Boyut: AB'nin Sınavı
Macaristan'daki bu dönüşüm, yalnızca ülkeyi ilgilendirmiyor. AB'nin hukukun üstünlüğü ilkesi, üye ülkelerin demokratik standartları üzerinde bir denetim mekanizması olarak son yıllarda sık sık tartışılıyor. Polonya ve Macaristan'da yaşanan gerilimler, birliğin ortak değerler etrafında bütünleşmesi konusundaki zorlukları gözler önüne sermişti. Magyar hükümetinin attığı adımlar, AB'ye bu konudaki inandırıcılığını geri kazandırma imkânı sunuyor.
Ancak mesele yalnızca hukuki düzenlemelerle sınırlı değil. Macaristan'ın AB içindeki oy ağırlığı, Ukrayna'ya yönelik tutumlar, enerji politikaları ve Batı Balkanlar'ın genişleme süreci gibi başlıklarda da önemli bir aktör olduğu biliniyor. Orbán'ın Moskova ile geliştirdiği yakın ilişkiler, AB'nin Rusya'ya yönelik yaptırımlarında Macaristan'ı sürekli bir çıpası yapmıştı. Magyar'ın bu dengeyi nasıl kuracağı, yalnızca Macaristan'ın değil, Avrupa'nın güvenlik mimarisinin geleceği açısından belirleyici olacak.
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, yaptığı son açıklamada Macaristan'daki reformları 'umut verici' olarak nitelendirirken, fonların serbest bırakılması için somut sonuçların görülmesi gerektiğini vurguluyor. Yaklaşan süre, Macaristan'ın bu reformları ne kadar hızlandırabildiğini göstermesi açısından kritik bir eşik olacak. Bu süreç, aynı zamanda AB'nin genişleme politikası doğrultusunda aday ülkelere örnek gösterilebilecek bir model de oluşturabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Macaristan'daki bu dönüşüm, Türkiye'nin AB ile ilişkileri bağlamında dolaylı ama önemli mesajlar içeriyor. Hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve yolsuzlukla mücadele, AB'nin genişleme kriterlerinin temelini oluşturuyor. Macaristan'ın bu alanlarda attığı adımlar, Brüksel'in üyelik sürecindeki tutarlılık arayışını güçlendirirken, Türkiye gibi aday ülkelerden de benzer bir irade beklenebilir. Ayrıca, Macaristan'ın Rusya ile dengeli ilişki kurma çabası, Türkiye'nin aynı bölgedeki konumuna da ışık tutuyor. Son olarak, AB fonlarının hukukun üstünlüğü koşuluna bağlanması, Türkiye'nin ilerleyen dönemde mali işbirliği müzakerelerinde de karşısına çıkabilecek bir öncelik olarak görünüyor.