Güney Lübnan'da İsrail'in işgaliyle yerle bir olan köylere dönen Lübnanlılar, barınak ve temel ihtiyaçlardan yoksun olmalarına rağmen topraklarından ayrılmamakta kararlı. İsrail ordusunun uyarılarına rağmen gerçekleşen bu geri dönüş dalgası, bölgede insani krizi derinleştirirken, halkın direnişini de gözler önüne seriyor.
Gelişmenin Arka Planı
İsrail'in Lübnan'a yönelik kara harekâtı ve hava saldırıları sonucunda ülkenin güneyinde yüzlerce köy büyük yıkıma uğradı. Birleşmiş Milletler verilerine göre, çatışmaların başlangıcından bu yana 1 milyondan fazla Lübnanlı yerinden edildi. Ancak son haftalarda İsrail güçlerinin bazı bölgelerden çekilmesiyle birlikte, yerinden edilen aileler evlerine dönmeye başladı. Ne var ki döndükleri yerlerde onları enkaz yığınları, yıkılmış altyapı ve temel hizmetlerden tamamen yoksun bir yaşam bekliyor. Elektrik, su ve sağlık hizmetleri çökmüş durumda. Pek çok köyde içme suyu bulunmuyor, kanalizasyon sistemleri tahrip olmuş. Kış aylarının yaklaşmasıyla birlikte barınma ihtiyacı daha da kritik hale geliyor. Uluslararası yardım kuruluşları bölgeye insani yardım ulaştırmakta zorlanıyor; İsrail'in uyguladığı abluka ve güvenlik kısıtlamaları nedeniyle yardımlar ihtiyaç sahiplerine ulaşamıyor. Lübnan hükümeti ise ekonomik kriz nedeniyle temel hizmetleri sağlamakta yetersiz kalıyor. Halk, kendi imkânlarıyla enkaz kaldırma ve barınma çözümleri üretmeye çalışıyor. Bazı aileler çadırlarda ya da hasar görmüş evlerinin bir odasında yaşamını sürdürüyor. Sağlık riskleri her geçen gün artıyor; temiz suya erişim olmadığı için salgın hastalık tehlikesi kapıda. Öte yandan, İsrail ordusu geri dönen sivillere yönelik tehditlerini sürdürüyor. İsrail sözcüleri, "Hizbullah'ın altyapısını yeniden inşa etmeye çalışan" sivillerin hedef alınabileceğini belirtiyor. Bu durum, bölgede gerginliği daha da artırıyor. Lübnanlı yetkililer, İsrail'in uluslararası hukuku ihlal ettiğini ve sivilleri zorla yerinden etmeye çalıştığını vurguluyor.
Bölgesel veya Küresel Boyut
Güney Lübnan'daki bu insani kriz, Orta Doğu'da istikrarı tehdit eden unsurlardan sadece biri. İsrail'in Lübnan'a yönelik operasyonları, bölgesel dengeleri alt üst etmiş durumda. Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışmalar zaman zaman şiddetlenirken, diplomatik çözüm arayışları sonuçsuz kalıyor. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği, taraflara itidal çağrısı yapıyor ancak etkili bir mekanizma kurulamıyor. ABD yönetimi ise İsrail'e verdiği desteği sürdürüyor; bu tutum, bölgede ABD karşıtı söylemleri güçlendiriyor. Lübnan'ın iç siyaseti de bu krizden derinden etkileniyor: Hükümet, bir yandan ekonomik çöküşle mücadele ederken diğer yandan yerinden edilmiş vatandaşlarının acil ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyor. Uluslararası kamuoyu, İsrail'in sivillere yönelik saldırılarını kınasa da somut adımlar atılamıyor. Mülteci krizi, komşu ülkeleri de tehdit ediyor; Suriye ve Ürdün'e yeni göç dalgaları yaşanabilir. Bu tablo, Orta Doğu'da kalıcı bir barışın ne kadar uzak olduğunu gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Güney Lübnan'daki insani kriz, Türkiye'nin bölgesel istikrar ve güvenlik politikaları açısından doğrudan önem taşıyor. Türkiye, uzun süredir Lübnan'ın toprak bütünlüğünü ve siyasi birliğini destekliyor; İsrail'in saldırılarını uluslararası hukuka aykırı buluyor. Olası bir mülteci akını, Türkiye'nin güney sınırlarını ve ekonomisini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Doğu Akdeniz'deki enerji dengeleri ve Hizbullah'ın varlığı, Türkiye'nin güvenlik hesaplamalarında kritik bir yer tutuyor. Ankara, diplomatik kanalları kullanarak çatışmanın sona ermesi ve insani yardımların ulaştırılması için çaba sarf ediyor. Bu kriz, Türkiye'nin bölgesel barış ve istikrar için ne kadar hayati bir role sahip olduğunu bir kez daha gösteriyor.