İran, Lübnan'ın güneyinde artan çatışmalar nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri ile kalıcı bir barış anlaşması müzakerelerinin başlangıcını erteledi. Bu erteleme, ABD Başkanı Donald Trump'ın savaşı sonlandırma ve Tahran'ın nükleer programını dizginleme çabalarına potansiyel bir darbe olarak değerlendiriliyor. Görüşmelerin başlaması beklenirken, Lübnan'daki gelişmelerin müzakerelerin önüne geçtiği kaydedildi.
Müzakerelerin arka planı ve ertelemenin nedenleri
ABD ve İran arasında son haftalarda dolaylı temaslar ve aracı ülkeler aracılığıyla yürütülen görüşmelerin, nükleer program konusunda bir çerçeve anlaşmasına varılması umudunu artırdığı biliniyordu. Ancak İran yönetimi, Lübnan'ın güneyinde İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmaların yoğunlaşmasını gerekçe göstererek müzakereleri ileri bir tarihe erteledi. Tahran yönetiminden yapılan açıklamada, “Bölgesel gelişmeler, üzerinde yoğunlaşmamız gereken bir önceliktir” denildi. Eski ABD'li yetkili ve şu anda Talwar Global Strategies'in baş danışmanı olarak görev yapan Büyükelçi Puneet Talwar, ertelemenin “müzakerelerin başlamadan önce bir krize işaret ettiğini” belirtti. Talwar, “Taraflar arasında güvensizlik zaten yüksekti; Lübnan'daki çatışma, gündemi tamamen değiştirdi” ifadelerini kullandı.
Ertelenen müzakerelerin, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerine sınırlama getirilmesi, yaptırımların kaldırılması ve bölgesel güvenlik garantileri gibi konuları kapsadığı belirtiliyor. ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan bir yetkili, “İran'ın müzakere masasına dönmeye niyetli olduğunu, ancak zamanlamanın şu an uygun olmadığını” söyledi. Uzmanlar, Lübnan'daki çatışmanın yalnızca İran'ın müzakere takvimini değil, aynı zamanda Trump yönetiminin Ortadoğu politikasını da doğrudan etkilediğine dikkat çekiyor.
Bölgesel boyut: Lübnan'da tırmanan şiddet ve nükleer müzakerelere yansıması
Lübnan'ın güneyinde son iki haftadır İsrail güçleri ile Hizbullah arasında şiddetli çatışmalar yaşanıyor. Çatışmaların sivil kayıplara yol açması ve bölgesel istikrarı tehdit etmesi, uluslararası toplumun tepkisini çekiyor. BM Güvenlik Konseyi, acil toplantı çağrısı yaparken, ABD ise hem İsrail'i hem de Hizbullah'ı itidale davet ediyor. Ancak İran'ın Hizbullah'a verdiği destek, nükleer müzakereleri karmaşık hale getiriyor. Tahran, Lübnan'daki gerginliği doğrudan bir “savaş nedeni” olarak görmese de, müzakerelerde elini güçlendirmek amacıyla bu tür olayları kullandığı belirtiliyor.
Jeopolitik analistlere göre, İran'ın müzakereleri ertelemesi, aslında ABD'ye Lübnan üzerinden bir mesaj niteliği taşıyor: “Bölgesel çıkarlarımızı ve müttefiklerimizi göz ardı edemezsiniz.” Bu durum, nükleer anlaşmaya varılsa bile uygulanmasının zor olabileceğini gösteriyor. Öte yandan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölgesel aktörler, İran'ın nükleer programına ilişkin endişelerini sürdürüyor ve ABD'nin İran'a karşı daha sert bir tutum alması gerektiğini savunuyor. Lübnan'da tırmanan şiddet, tüm bu dengeleri altüst ederken, nükleer müzakereler için uygun bir zemin kalmadığı görüşü ağırlık kazanıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile nükleer müzakerelerin aksamasını ve Lübnan'daki gerilimi yakından izliyor. Erteleme, Türkiye'nin güney sınırlarında istikrarı tehdit eden bir faktör olarak öne çıkıyor. Zira İran'ın nükleer programı ve Hizbullah'a desteği, bölgesel dengeleri doğrudan etkiliyor. Türkiye, Suriye ve Irak'ta İran'la zaman zaman rekabet halinde olmakla birlikte, enerji ihtiyacı nedeniyle Tahran'la işbirliğini sürdürmek zorunda. ABD ile İran arasındaki olası bir anlaşmazlık, Türkiye'ye yönelik yaptırım risklerini artırabilir. Ankara, bu süreçte hem Washington hem de Tahran'la diyaloğu korumaya çalışırken, Lübnan'daki çatışmanın Türkiye'ye mülteci akışını tetiklemesinden endişe duyuyor. Bölgedeki gerginlik, Türkiye'nin enerji koridorları ve ticaret yolları açısından da belirsizlik yaratıyor.