ABD ile İran arasında varıldığı duyurulan ateşkes anlaşması, Lübnan'da karışık duygularla karşılandı. Bir yandan yıllardır süren gerilimin sona ermesi umudu doğarken, diğer yandan daha önceki girişimlerin başarısızlığı ve anlaşmanın belirsizlikleri nedeniyle derin bir şüphecilik hakim. Lübnan Başbakanı Necip Mikati anlaşmayı memnuniyetle karşılarken, Hizbullah'ın tutumu ve İsrail'in olası tepkisi belirsizliğini koruyor. Beyrut'ta sokak röportajları yapan yerel gazeteciler, vatandaşların çoğunun anlaşmaya temkinli yaklaştığını, geçmişteki hayal kırıklıklarının tekrarlanmasından endişe duyduğunu aktarıyor.
Gelişmenin arka planı: Ateşkesin detayları ve tarafların durumu
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emirabdullahiyan arasında yapılan telefon görüşmesinin ardından, tarafların 60 günlük bir ateşkes üzerinde mutabık kaldığı bildirildi. Ateşkesin, Yemen'deki Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını durdurması ve İran'ın bölgedeki vekil güçlerine yönelik desteğini sınırlaması gibi maddeler içerdiği iddia ediliyor. Ancak ne ABD ne de İran anlaşmanın tam metnini kamuoyuyla paylaşmadı. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamada, ateşkesin "bölgesel istikrar için bir fırsat" olduğu vurgulanırken, Tahran yönetimi anlaşmayı "ABD'nin baskılarına bir yanıt" olarak nitelendirdi. Lübnan'da ise Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, konuyla ilgili henüz resmi bir açıklama yapmadı. Hizbullah'a yakın kaynaklar, örgütün ateşkese uyacağını ancak İsrail'in eylemlerine bağlı olarak tavrını belirleyeceğini ifade ediyor.
Lübnan'ın ekonomik krizle boğuştuğu bir dönemde gelen bu anlaşma, ülkedeki siyasi dengeleri de etkileme potansiyeli taşıyor. Bir yandan Hizbullah'ın silahsızlanması yönündeki uluslararası talepler ateşkesle birlikte yeniden gündeme gelirken, diğer yandan Lübnan hükümetinin ülkedeki yabancı yatırımları çekme çabaları da bu gelişmeyle ivme kazanabilir. Ancak birçok Lübnanlı, ateşkesin kalıcı olup olmayacağı konusunda derin bir güvensizlik taşıyor. Daha önce 2020'de ABD-İran arasında varılan gayriresmi mutabakatın kısa sürede bozulması, bu yeni anlaşmaya şüpheyle yaklaşılmasına neden oluyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Ateşkesin yansımaları
Ateşkesin bölgesel yansımaları oldukça geniş. Yemen'de yıllardır süren savaşta Suudi Arabistan destekli koalisyon ile İran destekli Husiler arasında bir ateşkes umudu doğarken, Irak ve Suriye'deki gerginliklerin de azalabileceği belirtiliyor. İsrail ise ateşkese temkinli yaklaşıyor; İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İran'ın nükleer programına yönelik endişelerinin devam ettiğini ve İran'ın bölgedeki milis güçlerine desteğinin sürmesi halinde İsrail'in müdahale hakkını saklı tuttuğunu açıkladı. Bu durum, Lübnan-İsrail sınırında gerginliklerin yeniden tırmanma riskini beraberinde getiriyor. Körfez ülkeleri ise ateşkesi ihtiyatla karşılıyor; Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan, anlaşmanın bölgesel istikrara katkı sağlaması halinde memnuniyet duyacaklarını ancak İran'ın nükleer faaliyetlerine ilişkin kaygılarının devam ettiğini bildirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran ateşkesi, Türkiye'nin Ortadoğu'daki diplomatik dengeleri açısından önemli bir gelişme. Ateşkes, Türkiye'nin bölgede istikrar arayışına olumlu katkı sağlayabilir; zira İran'la gerginliğin azalması, Suriye ve Irak'taki güvenlik ortamını da dolaylı olarak etkileyebilir. Ayrıca Türkiye, Yemen krizinde ve Lübnan'daki siyasi süreçlerde (Hizbullah'ın rolü dahil) daha aktif bir konum alabilir. Ancak İran'ın nükleer programına yönelik endişeler devam ederken, Türkiye'nin bu süreçte arabulucu rolü üstlenmesi veya enerji işbirliği fırsatlarını değerlendirmesi mümkün. Diğer yandan, Türkiye'nin Katar ve Suudi Arabistan'la ilişkilerini geliştirme çabaları, ateşkesin sağladığı yumuşama ortamında yeni bir boyut kazanabilir.