Lübnan ve İsrail, aylardır süren çatışmaların ardından savaşı bitirmek üzere bir 'çerçeve anlaşması' imzaladı. Anlaşma, Birleşmiş Milletler gözetiminde yürütülen müzakereler sonucunda Beyrut ve Tel Aviv arasında varıldı. İki taraf da anlaşmanın kalıcı ateşkes ve güvenlik düzenlemeleri için bir temel oluşturacağını belirtti. ABD ve Fransa’nın arabuluculuk yaptığı süreçte, İsrail'in Lübnan topraklarından çekilmesi ve güney Lübnan'da BM barış gücünün konuşlandırılması gibi kritik maddeler yer alıyor.
Anlaşmanın arka planı ve kapsamı
Çerçeve anlaşması, Lübnan-İsrail sınırında yıllardır devam eden gerginliği sona erdirmeyi hedefliyor. Anlaşma metninde, sınırın her iki tarafında askeri varlığın sınırlandırılması, Hizbullah gibi silahlı grupların faaliyetlerinin denetlenmesi ve Lübnan devletinin güneydeki egemenliğinin güçlendirilmesi gibi maddeler bulunuyor. İsrail tarafı ise kuzey sınırında güvenlik önlemlerini artırmayı ve olası saldırılara karşı caydırıcılık sağlamayı taahhüt ediyor. Anlaşma, ayrıca iki ülke arasında deniz sınırı ve doğal gaz kaynaklarının paylaşımına ilişkin müzakerelerin de önünü açıyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Bu anlaşma, Orta Doğu'da İsrail ile Arap ülkeleri arasında artan normalleşme sürecinin bir parçası olarak görülüyor. Anlaşmanın sağlanmasında ABD ve Fransa'nın aktif rolü, Batılı güçlerin bölgede istikrarı sağlama çabası olarak değerlendiriliyor. İran ise anlaşmaya temkinli yaklaşıyor; Tahran yönetimi, anlaşmanın Lübnan'ın egemenliğini zedelediğini ve Hizbullah'ın etkisini azalttığını savunuyor. Öte yandan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri anlaşmayı destekliyor. Anlaşmanın bölgede enerji işbirliğini artırması ve Lübnan'ın ekonomik toparlanmasına katkı sağlaması bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan-İsrail anlaşması, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki çıkarlarını doğrudan ilgilendiriyor. Anlaşmanın deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına yönelik maddeleri, Türkiye’nin Libya ile imzaladığı deniz anlaşmasıyla çakışma potansiyeli taşıyor. Öte yandan, Türkiye’nin desteklediği Filistin davası ve Hizbullah ile yakın ilişkileri göz önüne alındığında, anlaşma Ankara tarafından ihtiyatla karşılanabilir. Ancak, bölgesel istikrarın sağlanması Türkiye’nin enerji güvenliği ve ticaret yolları açısından olumlu sonuçlar doğurabilir. Türkiye’nin anlaşma sonrası süreçte arabuluculuk rolü üstlenmesi veya en azından diyalog kanallarını açık tutması bekleniyor.