Lübnan, derinleşen ekonomik ve siyasi krizin ortasında, İsrail ile yürütülen müzakerelerin somut bir sonuç üretmesi beklenmiyor. Dış muhabirimiz Fraser McIlwraith'in analizine göre, taraflar arasındaki görüşmeler, Lübnan'ın iç siyasi dinamikleri, Hizbullah'ın rolü ve bölgesel güç dengeleri nedeniyle çıkmaza girmiş durumda. Ülke, tarihinin en ağır ekonomik çöküşünü yaşarken, siyasi elitler arasındaki anlaşmazlıklar ve dış müdahaleler, kalıcı bir çözüm umudunu giderek zayıflatıyor.
Görüşmelerin Arka Planı ve Lübnan'ın İç Dinamikleri
İsrail ile Lübnan arasındaki dolaylı görüşmeler, özellikle deniz yetki alanlarının paylaşımı ve sınır güvenliği konularında yoğunlaşıyor. Ancak bu müzakereler, Lübnan'ın iç siyasetindeki derin bölünmelerden bağımsız değil. Hizbullah, ülkenin en güçlü silahlı aktörü olarak, İsrail ile yapılacak herhangi bir anlaşmada söz sahibi olmak istiyor. Öte yandan, hükümetin zayıflığı ve ekonomik çöküş, müzakere masasında etkili bir pozisyon alınmasını engelliyor. Lübnan, 2019'dan bu yana benzeri görülmemiş bir finansal krizle boğuşuyor; para birimi %90'dan fazla değer kaybetti, bankacılık sistemi çöktü ve yoksulluk arttı. Bu koşullar altında, hükümetin dış politikada taviz vermesi siyasi olarak riskli hale geliyor.
Ayrıca, Lübnan'da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılamaması ve hükümetin geçici niteliği, İsrail ile yürütülen görüşmelerde kimin gerçekten yetkili olduğu sorusunu gündeme getiriyor. Fraser McIlwraith, bu belirsizliğin müzakerelerin ilerlemesini imkansız kıldığını vurguluyor. İsrail tarafı ise Lübnan'dan gelecek garantilerin Hizbullah tarafından uygulanıp uygulanmayacağından şüpheli. Bu güvensizlik ortamı, tarafların birbirine taviz vermesini zorlaştırıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Lübnan-İsrail görüşmeleri, sadece iki ülke arasında bir mesele değil; bölgesel güçlerin de dahil olduğu bir denklem. İran, Hizbullah üzerinden Lübnan siyasetinde etkili olmayı sürdürürken, Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri Lübnan'ın İran'ın etki alanından çıkmasını istiyor. ABD ise İsrail'in güvenliğini öncelerken, Lübnan'ın istikrarını da gözetmek zorunda. Ancak uluslararası toplumun Lübnan'a yönelik ilgisi, Ukrayna savaşı ve Gazze krizi gibi daha acil konuların gölgesinde kalmış durumda. Bu da Lübnan'ın uluslararası finansal destek bulma umutlarını azaltıyor. Uzmanlar, Lübnan'ın ekonomik olarak ayakta kalabilmesi için acil yardıma ihtiyacı olduğunu, ancak siyasi reformların yapılmaması halinde bu yardımın etkisiz kalacağını belirtiyor. İsrail ile varılacak bir anlaşma, özellikle doğalgaz sahaları konusunda Lübnan'a ekonomik nefes aldırabilir; fakat mevcut siyasi tıkanıklık bunu engelliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Lübnan'daki istikrarsızlıktan doğrudan etkilenebilecek ülkelerin başında geliyor. Lübnan'da yaşanan ekonomik çöküş ve siyasi belirsizlik, Türkiye'ye yönelik göç baskısını artırabilir; zaten milyonlarca Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye için bu durum ek yük oluşturur. Ayrıca, Doğu Akdeniz'deki enerji dengeleri açısından, Lübnan ile İsrail arasında varılacak bir deniz yetki anlaşması, Türkiye'nin bölgedeki kıta sahanlığı iddialarını dolaylı olarak etkileyebilir. Türkiye, Lübnan'ın istikrarını destekleyerek bölgesel güvenliğe katkı sağlamak ve İran'ın etkisini dengelemek isteyebilir. Ancak mevcut koşullarda somut bir adım atmak zor görünüyor.