ABD ile İran arasında varılan gayriresmî anlaşma, Lübnan'daki İsrail-Hizbullah çatışmaları, Hürmüz Boğazı'nda artan gerilim ve İran'ın nükleer programına ilişkin belirsizlikler nedeniyle ciddi bir sınavdan geçiyor. Tahran'da süren hararetli tartışmalar, anlaşmanın dış şokları absorbe edip edemeyeceği ya da yapısal olarak sürekli tırmanma döngüsünde yönetilmiş bir duraklamaya mı yakın olduğu etrafında dönüyor. Taraflar, tampon bölgeler ve diplomatik kanallar aracılığıyla krizi yönetmeye çalışırken, bölgedeki dengeler yeniden şekilleniyor.
Anlaşmanın kırılgan zemini
ABD ve İran, 2023 yılı başında Umman aracılığıyla yürütülen müzakereler sonucunda, nükleer programın kısıtlanması ve yaptırımların hafifletilmesi konusunda gayriresmî bir mutabakata varmıştı. Ancak bu mutabakat, yazılı bir anlaşma olmaması ve tarafların güvensizliği nedeniyle oldukça kırılgan. İran, uranyum zenginleştirme faaliyetlerini yüzde 60'ın altına çekmeyi kabul ederken, ABD de bazı yaptırımları gevşetme ve İran'ın dondurulmuş varlıklarına erişimini sağlama sözü verdi. Ancak bu adımlar, kalıcı bir çözüm getirmekten uzak.
Lübnan'da ekim ayından bu yana süren İsrail-Hizbullah çatışmaları, anlaşmanın en büyük sınavlarından birini oluşturuyor. İran'ın bölgesel vekilleri arasında en önemlisi olan Hizbullah, İsrail'e yönelik saldırılarını artırırken, İran yönetimi hem nükleer anlaşmayı korumak hem de müttefiklerine destek vermek arasında sıkışmış durumda. ABD ise İsrail'in yanında yer alarak İran'a yeni yaptırımlar uygulama tehdidinde bulunuyor.
Hürmüz Boğazı ve nükleer boyut
Hürmüz Boğazı'nda yaşanan son gerilimler de anlaşmayı tehdit ediyor. İran Devrim Muhafızları, kasım ayında uluslararası sulara yakın bölgelerde ABD ve müttefiklerine ait ticari gemilere el koyma girişimlerinde bulundu. Bu hamle, Tahran'ın anlaşmayı bir pazarlık kozu olarak kullanma stratejisinin bir parçası olarak yorumlanıyor. Aynı zamanda İran, nükleer programında yeni adımlar atmaya devam ediyor. IAEA'nın son raporlarına göre, İran yüzde 60 saflıkta uranyum stokunu artırmış ve gelişmiş santrifüjlerle deneyler yapmıştır. Bu, anlaşmanın temelini oluşturan güven inşasını zedeliyor.
Bölgesel uzmanlar, anlaşmanın ayakta kalması için tarafların gerilimi yönetme konusunda kararlı olması gerektiğini vurguluyor. Ancak ABD'deki başkanlık seçimleri ve İran'daki iç siyasi dengeler, bu kararlılığı zayıflatabilir. Eğer anlaşma çökerse, bölge yeni bir çatışma dalgasına sürüklenebilir; İran'ın nükleer silah edinme yolunda hızlanması, Suudi Arabistan ve Türkiye gibi bölgesel aktörlerde benzer bir silahlanma yarışını tetikleyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran arasındaki bu kırılgan denge, Türkiye'yi doğrudan etkileyecek potansiyele sahiptir. Türkiye, İran ile sınır komşusu olmanın yanı sıra, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını bölgeden karşılamaktadır. Hürmüz Boğazı'nda yaşanacak bir kriz, küresel enerji fiyatlarını yükseltecek ve Türkiye'nin cari açığını olumsuz etkileyecektir. Ayrıca, Suriye ve Irak'ta İran'la rekabet halinde olan Türkiye, olası bir askeri çatışmada mülteci akını ve sınır güvenliği sorunlarıyla karşılaşabilir. Bu nedenle Ankara, hem ABD hem de İran ile diplomasiyi sürdürerek, bölgesel istikrarın korunmasına yönelik arabuluculuk çabalarına ağırlık vermelidir.