Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in Lübnan'a yönelik devam eden saldırılarında 3.000'den fazla kişinin hayatını kaybettiğini ve 1 milyondan fazla kişinin yerinden edildiğini açıkladı. Salı günü yaptığı açıklamada, "İsrail ile müzakereden başka seçenek yok" ifadelerini kullanan Cumhurbaşkanı, uluslararası topluma acil müdahale çağrısında bulundu. Anadolu Ajansı'nın aktardığına göre, saldırılar özellikle Güney Lübnan, Bekaa Vadisi ve Beyrut'un güney banliyölerinde yoğunlaşırken, sivil kayıpların büyük çoğunluğunu kadın ve çocuklar oluşturuyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, çatışmalar nedeniyle 1,2 milyon kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı. Lübnan Sağlık Bakanlığı, ölü sayısının 3.200'e yükseldiğini ve yaralı sayısının 10.000'i aştığını duyurdu. Saldırılarda aralarında hastane, okul ve camilerin de bulunduğu 40'tan fazla sivil altyapı hedef alındı. Cumhurbaşkanı, "Bu saldırılar insanlık suçudur. Lübnan halkı barış içinde yaşamak istiyor. Müzakere masası, tek çözüm yoludur" dedi.
Çatışmaların arka planı ve tırmanan şiddet
İsrail ile Lübnan arasındaki gerginlik, 2023 Ekim ayında başlayan Gazze savaşının ardından tırmandı. Hizbullah'ın Gazze'deki Filistinli gruplara destek amacıyla İsrail'in kuzeyine yönelik saldırıları başlatmasıyla sınır çatışmaları yoğunlaştı. İsrail ordusu, Lübnan'ın güneyinde Hizbullah hedeflerine yönelik hava saldırılarını artırdı ve bazı bölgelere kara birlikleri soktu. Çatışmalar, 2006 savaşından bu yana en şiddetli seviyeye ulaştı. Lübnan hükümeti, ülkenin yaklaşık dörtte birinin İsrail saldırıları nedeniyle harabeye döndüğünü belirtiyor. Ekonomik krizin derinleştiği ülkede, yerinden edilen aileler okullarda, camilerde ve parklarda barınmaya çalışıyor. Uluslararası Kızılhaç Komitesi, Lübnan'da insani durumun kritik olduğunu ve acil yardıma ihtiyaç duyulduğunu açıkladı. Dünya Gıda Programı ise 500 bin kişinin gıda güvencesinden yoksun olduğunu rapor etti. Cumhurbaşkanı, uluslararası toplumun sessiz kalmaması gerektiğini vurgulayarak, "Bu bir insanlık dramıdır. BM Güvenlik Konseyi derhal ateşkes kararı almalıdır" çağrısında bulundu.
Bölgesel ve küresel boyut
Lübnan'daki çatışmalar, Orta Doğu'da bölgesel bir savaşa dönüşme riski taşıyor. İran destekli Hizbullah'ın yanı sıra Suriye, Yemen ve Irak'taki milis gruplar da İsrail'e karşı eylemlerini artırdı. ABD, İsrail'in kendini savunma hakkını desteklerken, Fransa ve diğer Avrupa ülkeleri diplomatik çözüm çağrısı yapıyor. Arap Birliği, Lübnan'daki saldırıları kınayan bir karar alırken, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafları itidale davet etti. BM Genel Sekreteri, çatışmaların bölgesel istikrarı tehdit ettiğini belirterek derhal ateşkes ilan edilmesini istedi. Analistlere göre, İsrail'in askeri hedefleri arasında Hizbullah'ın füze kapasitesini zayıflatmak ve kuzey sınırını güvence altına almak yer alıyor. Ancak sivil kayıpların bu denli yüksek olması uluslararası kamuoyunda tepki çekiyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü, İsrail'in sivil altyapıya yönelik saldırılarının savaş suçu teşkil edebileceğini duyurdu. Lübnan Cumhurbaşkanı'nın müzakere vurgusu, taraflar arasında doğrudan diyalog kapısını aralasa da, mevcut şartlarda kalıcı bir ateşkesin kısa vadede mümkün olmadığı yorumları yapılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan'daki çatışmalar, Türkiye'nin doğrudan komşusu olmasa da bölgesel istikrar açısından kritik önem taşıyor. Türkiye, hem Filistin davasına duyarlılığı hem de Lübnan'daki Türkmen ve Sünni topluluklarla bağları nedeniyle gelişmeleri yakından takip ediyor. Çatışmaların Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji çıkarlarını etkileme potansiyeli bulunuyor; özellikle İsrail ile enerji işbirliği ve Lübnan açıklarındaki hidrokarbon aramaları bu süreçte sekteye uğrayabilir. Ayrıca, bölgede artan gerginlik, Türkiye'nin Suriye politikasını da etkileyebilir; İran destekli grupların güçlenmesi, Ankara'nın güney sınırındaki istikrarı tehdit edebilir. Türkiye'nin diplomatik girişimlerle tarafları yatıştırmaya çalışması ve insani yardım sağlaması bekleniyor. Dışişleri Bakanlığı, daha önce yaptığı açıklamada tüm taraflara itidal çağrısında bulunmuş ve Lübnan'ın toprak bütünlüğünü desteklediğini vurgulamıştı. Bu bağlamda, Türkiye'nin bölgesel bir aktör olarak krizin çözümünde arabulucu rol üstlenmesi olası görünüyor.