Beyrut’un çeşitli noktalarındaki derme çatma kamplarda aylardır yaşam mücadelesi veren yüzlerce Lübnanlı aile, İsrail ile Hizbullah arasında varılan ateşkese rağmen huzur bulamadı. Fransa 24’ün sahadan aktardığına göre, güney ve doğu Lübnan’daki çatışmalardan kaçarak başkente sığınan on binlerce kişi, ateşkesin kalıcı olacağına dair ciddi şüpheler taşıyor. Özellikle Beyrut’un güney banliyöleri ve merkezdeki boş arazilere kurulan çadır kentlerde yaşayanlar, evlerine dönme umudunu yitirmiş durumda. Yetkililer, ateşkesin ilk haftasında yaklaşık 15 bin kişinin geri döndüğünü açıklasa da, geriye kalan 20 binden fazla kişi hâlâ belirsizlik içinde.
Gelişmenin arka planı: Ateşkes neden güven vermiyor?
İsrail ile Lübnan arasında 27 Kasım’da yürürlüğe giren ateşkes, 2006 savaşından bu yana en ciddi sınır çatışmalarını sona erdirmişti. Ancak anlaşma metni, Hizbullah’ın Litani Nehri’nin kuzeyine çekilmesini ve Lübnan ordusunun güneyde konuşlanmasını öngörüyor. İsrail ise anlaşmanın ihlali durumunda yeniden müdahale edeceğini açıkladı. Bu belirsizlik, özellikle savaşın başında evlerini terk etmek zorunda kalan Şii nüfus yoğunluklu bölgelerden gelen aileleri tedirgin ediyor.
Beyrut’un güneyindeki Ouzai sahilinde yaşayan 45 yaşındaki üç çocuk annesi Fatima, Fransa 24’e yaptığı açıklamada “Ateşkes duyurulduğunda sevindik ama ertesi gün İsrail’in güneye bir hava saldırısı daha düzenlediğini duyduk. Kimse bize gerçeği söylemiyor” dedi. Gerçekten de ateşkesin ilanından sadece 48 saat sonra İsrail ordusu, “şüpheli hareketler” gerekçesiyle sınıra yakın bir noktada yeniden ateş açtı. Bu olay, kamplardaki güvensizliği iyice pekiştirdi.
Bölgesel boyut: Ateşkesin geleceği ve uluslararası baskı
Ateşkes anlaşmasına ABD, Fransa ve Birleşmiş Milletler’in arabuluculuğunda varıldı. Ancak uzmanlar, Hizbullah’ın silah bırakmasını öngörmeyen bu geçici çözümün kalıcı barış getirmeyeceğini belirtiyor. Lübnan’da devlet otoritesinin zayıf olması, Hizbullah’ın siyasi ve askerî varlığı, anlaşmanın uygulanmasını zorlaştırıyor. Özellikle İsrail’in Gazze’deki operasyonları sürerken, kuzey sınırında tam anlamıyla bir sükûnet beklemek gerçekçi görünmüyor.
Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü (UNIFIL) ateşkesi izlemekle görevlendirilmiş olsa da, sahadaki personel sayısı ve lojistik imkânlar sınırlı. Bu durum, yerinden edilmiş ailelerin geri dönüşünü daha da geciktiriyor. Kamplarda yaşayanların çoğu, evlerinin tamamen yıkıldığını veya ağır hasar gördüğünü, geri dönseler bile barınacak yer bulamayacaklarını söylüyor. Ekonomik krizin derinleştiği Lübnan’da, savaşın yol açtığı tahribatın onarılması yıllar alabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan’daki ateşkes ve devam eden insanî kriz, Türkiye açısından doğrudan bir güvenlik tehdidi oluşturmasa da, bölgesel istikrarın sağlanması bakımından önem taşıyor. Türkiye, tarihsel olarak Lübnan’daki Sünni toplumla yakın ilişkiler içinde olmuş, aynı zamanda Hizbullah’ın da aralarında bulunduğu tüm taraflarla diyalog kanallarını açık tutmaya çalışmıştır. Ateşkesin kalıcı olmaması durumunda, Doğu Akdeniz’de yeni bir çatışma hattı oluşabilir ve bu, Türkiye’nin deniz yetki alanları ve enerji kaynaklarına yönelik politikalarını dolaylı olarak etkileyebilir. Ayrıca, Lübnan’daki insanî krizin derinleşmesi, Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı Suriyeli mültecilere ek olarak yeni bir göç dalgasını tetikleme riski taşımaktadır. Ankara’nın bu süreçte, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği nezdinde Lübnan’a insanî yardım çağrılarını desteklemesi ve taraflar arasında arabuluculuk rolü üstlenmesi beklenebilir.