İran'ın, İsrail'in Lübnan'ın geleceğine karar vermesine müsaade etmektense doğrudan bir çatışmayı göze alabileceği belirtiliyor. Lübnan krizi artık bölgesel bir hesaplaşmanın merkezine oturmuş durumda. Tahran yönetimi, Beyrut'taki nüfuzunu korumak ve Hizbullah'ın siyasi askeri gücünü muhafaza etmek için her türlü seçeneği masada tutuyor. Bu durum, Lübnan'ın iç dinamiklerinin ötesine geçerek İran-İsrail gerilimini yeni bir boyuta taşıyor. İsrail'in kuzey sınırında askeri hareketlilik artarken, ABD'nin arabuluculuk çabaları da sonuçsuz kalıyor. Lübnan hükümeti ise bu iki ateş arasında sıkışmış durumda.
Gelişmenin Arka Planı: Hizbullah ve İran Ekseni
İran'ın Lübnan'daki varlığı, 1980'lerde Hizbullah'ın kuruluşuna kadar uzanıyor. Devrim Muhafızları'nın desteğiyle büyüyen örgüt, zamanla Lübnan'ın en güçlü siyasi ve askeri aktörlerinden biri haline geldi. İran, Hizbullah'a sağladığı lojistik ve mali destekle Lübnan'da bir vekil güç oluşturdu. Bu ilişki, sadece Lübnan'ın iç işlerini değil, aynı zamanda İsrail-Filistin çatışmasının seyrini de etkiliyor. Son yıllarda İsrail, Hizbullah'ın hassas füze ve drone kapasitesinin arttığını gözlemliyor. Tahran, bu silahların Lübnan'ın savunması için olduğunu söylese de İsrail, bunu varoluşsal bir tehdit olarak değerlendiriyor. Son günlerde İsrail'in Lübnan sınırına takviye birlikler göndermesi, olası bir sıcak çatışmanın sinyallerini veriyor.
İran'ın tavrı ise net: Lübnan'ın kaderinin İsrail tarafından belirlenmesine izin vermeyecekleri yönünde. Tahran yönetimi, Hizbullah'ın siyasi gücünün kırılması halinde sadece Lübnan'da değil, Irak, Suriye ve Yemen'deki nüfuzunun da zayıflayacağını biliyor. Bu nedenle, İsrail'i caydırmak için doğrudan bir askeri angajmanın eşiğine gelmiş durumda. İran'ın bu resti, Ortadoğu'da yeni bir savaşın fitilini ateşleyebilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Enerji Koridoru ve Büyük Güç Rekabeti
Lübnan'daki gerginlik, sadece iki ülke arasında sürmüyor. Doğu Akdeniz'deki enerji kaynakları, Doğu Akdeniz Gaz Forumu, İsrail-Lübnan deniz sınırı anlaşmazlığı gibi konular da bu krizi besliyor. ABD, İran'ın nükleer programına yönelik müzakerelerde Tahran'ı diplomatik olarak sıkıştırmak için Lübnan dosyasını kullanıyor. Avrupa Birliği ise bu krizin kitlesel bir mülteci akınına yol açmasından endişe duyuyor. Rusya, Suriye'deki askeri varlığıyla Lübnan'a yakın bir konumda dururken, Çin de bölgedeki yatırımlarının korunması için tansiyonun düşürülmesini istiyor. Ancak şu an için hiçbir büyük gücün, İran ve İsrail arasındaki bu gerilimi durdurma iradesi yok. Tüm bunlar, Lübnan'ın yeniden bir vekalet savaşının odağı haline gelmesine neden oluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lübnan'daki olası bir İran-İsrail çatışması, Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor. Türkiye, Lübnan'ın toprak bütünlüğünü ve siyasi istikrarını destekliyor. Bir savaş durumunda, özellikle Doğu Akdeniz'deki deniz yetki alanları ve enerji arama faaliyetleri riske girecek. Ayrıca, Türkiye'deki Lübnanlı göçmenler ve ticari ilişkiler olumsuz etkilenebilir. Türkiye, hem Hizbullah'la mesafeli duruşu hem de İsrail'le zaman zaman diplomatik krizleri yaşaması nedeniyle denge politikası izlemek zorunda. Bu krizde Türkiye'nin arabulucu rolü oynaması, bölgesel nüfuzunu artırabilir.