Lihtenştayn, Avrupa'nın ortasında kürtaj konusunda en katı yasalara sahip ülkelerden biri olmaya devam ediyor. 1970'lerden kalma yasalar, kadınların gebeliklerini sonlandırmasını neredeyse tamamen yasaklıyor ve bu durum, kadınları ya yasa dışı yollara ya da komşu ülkelere seyahat etmeye zorluyor. Ancak şimdi, ülkenin veliaht prensi Alois'in reform çabalarını veto edeceğini açıklaması, hem iç politika hem de toplumsal cinsiyet eşitliği açısından büyük bir tartışma başlattı.
Gelişmenin Arka Planı
Lihtenştayn'da kürtaj, 1974 tarihli ceza kanununun 96. maddesi uyarınca, annenin hayatını tehdit eden durumlar veya ciddi sağlık riskleri dışında yasak. Tecavüz ve ensest vakaları da dahil olmak üzere istisnalar oldukça sınırlı ve uygulamada neredeyse hiçbir kadın bu istisnalardan faydalanamıyor. Bu durum, kadınları İsviçre veya Avusturya'ya seyahat etmeye zorluyor; bu da hem maddi hem de manevi olarak büyük bir yük anlamına geliyor.
Geçtiğimiz yıl, Lihtenştayn'da kürtajı serbest bırakmayı amaçlayan bir yasa tasarısı meclise sunuldu. Tasarı, ülkenin en büyük ikinci partisi olan Vatanseverler Birliği (VU) tarafından desteklendi ve kadın örgütleri ile sivil toplum kuruluşlarının geniş çaplı desteğini aldı. Ancak tasarı, mecliste yeterli çoğunluğu sağlayamadı ve reddedildi. Bunun üzerine reform yanlıları, halk oylaması için imza toplamaya başladı. Kampanya kısa sürede ülke genelinde yankı buldu ve 2023 yılında referandum kararı alındı.
Ancak veliaht prens Alois, anayasal yetkilerini kullanarak referandum sonucunu veto edeceğini açıkladı. Prens, kürtajın "ahlaki açıdan kabul edilemez" olduğunu ve Lihtenştayn'ın geleneklerine aykırı olduğunu belirtti. Bu açıklama, ülkede büyük bir tepkiye yol açtı. Kadın hakları aktivistleri, prensin bu tutumunu "demokrasiye aykırı" ve "kadın bedeni üzerinde erkek egemenliğinin bir göstergesi" olarak nitelendirdi. Lihtenştayn, monarşi ile demokrasinin iç içe geçtiği nadir ülkelerden biri; prensin veto yetkisi, 2003 anayasa değişikliğiyle güçlendirilmişti.
Bölgesel veya Küresel Boyut
Lihtenştayn'ın bu durumu, Avrupa'da kürtaj hakkı konusunda yaşanan daha geniş tartışmaların bir parçası. Batı Avrupa'da kürtaj büyük ölçüde yasal ve erişilebilirken, Doğu Avrupa'da Polonya ve Macaristan gibi ülkelerde kısıtlamalar artıyor. Lihtenştayn, bu iki blok arasında sıkışmış durumda. Ülke, Avrupa Ekonomik Alanı üyesi olmasına rağmen, kadın hakları konusunda AB standartlarının gerisinde kalıyor.
Uzmanlar, Lihtenştayn'daki bu mücadelenin sembolik önemine dikkat çekiyor. Zira ülke, zenginliği ve istikrarıyla biliniyor; ancak kadın hakları söz konusu olduğunda gelişmemiş bir görüntü çiziyor. Birleşmiş Milletler Kadın Hakları Komitesi, Lihtenştayn'a defalarca çağrıda bulunarak kürtaj yasasını gözden geçirmesini istedi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de benzer davalarda kadınların lehine kararlar verdi. Ancak Lihtenştayn hükümeti, bu çağrılara rağmen yasayı değiştirmeye yanaşmıyor.
Öte yandan, prensin veto tehdidi, sadece kadın hakları açısından değil, aynı zamanda monarşinin rolü açısından da bir tartışma başlattı. Lihtenştayn'da halk, prensin siyasi müdahalelerine karşı giderek daha fazla eleştirel bir tutum sergiliyor. 2023'te yapılan bir ankete göre, halkın %70'i prensin veto yetkisinin kaldırılmasını istiyor. Bu durum, ülkede anayasal reform tartışmalarını da beraberinde getirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Lihtenştayn'daki bu gelişme, Türkiye'de kadın hakları ve toplumsal cinsiyet eşitliği tartışmalarıyla doğrudan bağlantılı olmasa da, küresel ölçekte kadın bedeni üzerindeki kontrolün ve siyasi otoriterleşmenin bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Türkiye'de de kürtaj konusunda zaman zaman tartışmalar yaşanıyor ve hükümetin bu konudaki tutumu uluslararası insan hakları örgütleri tarafından eleştiriliyor. Lihtenştayn örneği, demokratik görünümlü ülkelerde bile kadın haklarının ne kadar kırılgan olabileceğini gösteriyor. Türkiye'nin, Avrupa Konseyi üyesi olarak, Lihtenştayn'daki bu gelişmeyi yakından izlemesi ve kadın hakları konusundaki taahhütlerini hatırlatması beklenebilir. Aynı zamanda, bu tür vakalar, Türkiye'de sivil toplumun kadın hakları mücadelesine uluslararası destek sağlamak için önemli bir zemin oluşturabilir.