Libya'da yıllardır süren siyasi bölünmüşlük ve istikrarsızlık, uluslararası toplumun artan çabalarına rağmen çözüm bekliyor. Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde yürütülen diplomatik girişimler, ülkenin doğusundaki Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi ile batısındaki Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti arasındaki uçurumu kapatmayı hedefliyor. Son haftalarda, BM Libya Özel Temsilcisi Abdoulaye Bathily'nin arabuluculuğunda taraflar arasında yeni bir diyalog turu başlatılması için yoğun mesai harcanıyor. Ancak, askeri ve siyasi aktörlerin çıkar çatışmaları, sürecin önündeki en büyük engel olarak duruyor.
Gelişmenin Arka Planı
Libya, 2011 yılında Muammer Kaddafi'nin devrilmesinin ardından kanlı bir iç savaşa sürüklendi. Ülke, doğuda General Halife Hafter'e bağlı Libya Ulusal Ordusu ile batıda BM destekli hükümete sadık güçler arasında bölünmüş durumda. 2020 yılında imzalanan ateşkes anlaşması, çatışmaları büyük ölçüde dondurdu ancak siyasi çözümü sağlayamadı. Şubat 2023'te yapılması planlanan genel seçimler, tarafların anlaşmazlıkları nedeniyle ertelendi. Seçim yasası, adaylık kriterleri ve güvenlik düzenlemeleri gibi konularda uzlaşma sağlanamaması, siyasi sürecin akamete uğramasına neden oldu.
BM ve uluslararası toplum, Libya'daki krizin ancak kapsayıcı bir siyasi çözümle aşılabileceği konusunda hemfikir. Bu çerçevede, taraflar arasında güven artırıcı adımlar atılması ve geçici bir hükümetin kurulması için müzakereler sürüyor. Ancak, ülkedeki silahlı grupların varlığı ve petrol gelirlerinin paylaşımı gibi temel meselelerdeki görüş ayrılıkları, diplomasiyi zorluyor. Libya'nın enerji kaynakları üzerindeki kontrol, hem iç aktörler hem de dış güçler için kritik önem taşıyor.
Uluslararası toplumun Libya'ya yönelik yaklaşımında son dönemde belirgin bir hareketlilik gözleniyor. Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri ve Rusya'nın Hafter'e verdiği destek ile Türkiye ve Katar'ın Trablus hükümetine verdiği destek, ülkedeki dengeleri etkiliyor. Bu dış müdahaleler, Libya'daki krizin çözümünü daha da karmaşık hale getiriyor. BM Güvenlik Konseyi'nin 5+5 Ortak Askeri Komisyonu'nun ateşkesi kalıcı hale getirme çabaları ise sınırlı bir ilerleme kaydedebildi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Libya'daki istikrarsızlık, yalnızca iç dinamiklerden kaynaklanmıyor; bölgesel ve küresel güçlerin çıkar çatışmaları da krizi derinleştiriyor. Akdeniz'deki stratejik konumu ve zengin petrol rezervleri, Libya'yı uluslararası aktörler için cazip bir müdahale alanı haline getiriyor. Avrupa Birliği, düzensiz göç akınlarını önlemek amacıyla Libya sahil güvenliğiyle işbirliği yaparken, Rusya'nın Wagner grubu aracılığıyla ülkede askeri varlık göstermesi, küresel güç mücadelesinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.
BM'nin yanı sıra Afrika Birliği ve Arap Ligi'nin de Libya'da kalıcı bir çözüm için girişimleri bulunuyor. Ancak, bu girişimlerin koordinasyonsuzluğu ve tarafların güvenini kazanma konusundaki yetersizlikleri, süreci olumsuz etkiliyor. Libya'daki seçimlerin zamanında yapılması, ülkenin yeniden inşası ve birleşmesi için kritik öneme sahip. Uluslararası toplumun bu konudaki kararlılığı, bölgedeki diğer krizlere (örneğin Suriye ve Yemen) kıyasla daha az belirgin olsa da, son dönemde artan diplomatik trafik, bir umut ışığı olarak görülüyor.
Ancak, Libya'daki siyasi sürecin başarıya ulaşması için sadece seçimlerin yapılması yetmiyor. Seçimlerin ardından ülke genelinde güvenliğin sağlanması, silahlı grupların silahsızlandırılması ve adil bir güç paylaşımı mekanizmasının kurulması gerekiyor. Bu zorlukların aşılması, uluslararası toplumun uzun vadeli taahhüdünü ve taraflar üzerinde etkili bir baskı kurmasını gerektiriyor. Libya halkı, yıllardır süren çatışma ve belirsizliğin ardından barış ve istikrar özlemini dile getiriyor; ancak bu beklentilerin karşılanıp karşılanmayacağı, büyük ölçüde diplomatik müzakerelerin sonucuna bağlı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Libya'daki gelişmeleri yakından takip ediyor. Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti ile imzaladığı deniz yetki alanları anlaşması ve askeri işbirliği, Türkiye'yi Libya'daki krizin doğrudan tarafı haline getirmiş durumda. Bu anlaşmalar, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynakları üzerindeki hak iddialarını güçlendiriyor. Libya'da istikrarın sağlanması, Türkiye'nin bölgedeki çıkarları açısından hayati önem taşıyor. Ayrıca, Türkiye'nin Libya'daki askeri varlığı ve eğitim desteği, uluslararası toplumun tepkisini çekse de, Ankara bu politikayı ulusal güvenlik ve enerji çıkarları çerçevesinde savunuyor. Libya'daki siyasi sürecin başarıya ulaşması, Türkiye'nin bölgedeki nüfuzunu artırabilir ve Doğu Akdeniz'deki denklemleri lehine çevirebilir.