Libya ile Türkiye arasında 2019 yılında imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası, Doğu Akdeniz'deki enerji ve sınır tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Bölge ülkeleri, anlaşmanın kendi haklarını ihlal ettiğini öne sürerken, Türkiye anlaşmanın uluslararası hukuka uygun olduğunu savunuyor. Anlaşma, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki kıta sahanlığı iddialarını güçlendirirken, Yunanistan, Mısır, İsrail ve GKRY gibi aktörlerin bölgedeki enerji planlarını tehdit ediyor.
Anlaşmanın Arka Planı ve Tarafların Pozisyonları
Türkiye ile Libya'nın uluslararası alanda tanınan hükümeti (Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti) arasında 27 Kasım 2019'da imzalanan mutabakat muhtırası, iki ülkenin Akdeniz'deki deniz yetki alanlarının sınırlarını belirliyor. Anlaşma, Türkiye'nin Libya kıyıları ile kendi kıyıları arasında bir deniz sınırı çizerek, Doğu Akdeniz'de önemli bir alanı kapsıyor. Yunanistan, Meis (Kastellorizo) adası da dahil olmak üzere bölgedeki adaların kıta sahanlığı haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle anlaşmayı reddediyor. Atina, anlaşmanın uluslararası deniz hukukuna aykırı olduğunu ve BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne (UNCLOS) uymadığını savunuyor. Mısır ise anlaşmanın Libya'nın doğu sınırlarını ve kendi deniz yetki alanlarını etkilediğini belirterek tepki gösteriyor. GKRY de benzer şekilde anlaşmayı tanımadığını açıklamıştı.
Türkiye, anlaşmanın uluslararası hukuka uygun olduğunu ve Doğu Akdeniz'deki haklarını koruduğunu vurguluyor. Ankara, Yunanistan'ın Meis adasının kıta sahanlığı yaratamayacağını, adaların ana karaya göre daha küçük bir etki alanına sahip olması gerektiğini savunuyor. Ayrıca Türkiye, GKRY'nin 2003 yılında Mısır ile imzaladığı anlaşmanın da benzer şekilde tartışmalı olduğunu hatırlatıyor. Libya hükümeti ise anlaşmanın iki egemen devlet arasında yapıldığını ve üçüncü tarafların itiraz hakkı olmadığını belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Enerji ve Güvenlik Dengesi
Doğu Akdeniz, son yıllarda keşfedilen doğal gaz rezervleriyle küresel enerji jeopolitiğinin merkezine yerleşti. İsrail, Mısır ve GKRY arasında imzalanan EastMed boru hattı projesi, Avrupa'nın enerji arz güvenliğini çeşitlendirmeyi amaçlıyor. Ancak Türkiye-Libya anlaşması, bu projenin güzergahını ve fizibilitesini doğrudan etkiliyor. Anlaşma, Türkiye'ye kıta sahanlığında söz hakkı tanırken, Doğu Akdeniz'deki enerji kaynaklarının paylaşımında Türkiye'siz bir denklemin mümkün olamayacağını gösteriyor.
Bölgesel güç dengeleri açısından anlaşma, Türkiye'nin Libya'daki askeri varlığını da meşrulaştırıyor. Türkiye, Libya hükümetinin davetiyle ülkeye asker göndermiş ve Hafter güçlerine karşı Trablus hükümetine destek vermişti. Bu durum, Mısır ve BAE gibi ülkelerin Libya politikalarıyla çelişiyor. Anlaşma, aynı zamanda Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki sondaj faaliyetlerine hukuki zemin sağlıyor. AB, Türkiye'nin sondaj çalışmaları nedeniyle yaptırım tehdidinde bulunmuş ancak somut adım atmamıştı. ABD ise anlaşmaya mesafeli yaklaşarak, tarafları diyaloga çağırmıştı.
Uluslararası hukuk uzmanları, anlaşmanın UNCLOS'a uygunluğunun tartışmalı olduğunu belirtiyor. Bazı uzmanlar, adaların kıta sahanlığı konusunda belirsizlik olduğunu ve tarafların anlaşmayı Uluslararası Adalet Divanı'na taşıyabileceğini ifade ediyor. Ancak şu ana kadar böyle bir girişim bulunmuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye-Libya deniz anlaşması, Ankara'nın Doğu Akdeniz stratejisinin temel taşlarından biri. Anlaşma, Türkiye'nin bölgede izole edilme çabalarına karşı önemli bir koz sağlıyor ve kıta sahanlığı haklarını uluslararası alanda tescil ettirme imkanı veriyor. Ayrıca Libya ile ilişkilerin güçlenmesi, Türkiye'nin Kuzey Afrika'daki etkisini artırıyor. Ekonomik açıdan, anlaşma Türkiye'nin enerji arama faaliyetlerine meşruiyet kazandırırken, Doğu Akdeniz gazının Avrupa'ya taşınmasında Türkiye'nin merkez ülke olma potansiyelini güçlendiriyor. Güvenlik boyutunda ise Libya'daki istikrar, Türkiye'nin Akdeniz'deki askeri varlığı ve bölgesel güç projeksiyonu için kritik.