Libya, 2011 yılında Muammer Kaddafi'nin devrilmesinin ardından derin bir siyasi ve güvenlik krizine gömüldü. Ülke, 2014 yılından bu yana doğuda Tobruk merkezli Temsilciler Meclisi ile batıda Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) olmak üzere iki rakip hükümet tarafından yönetiliyor. Bu bölünme, iç savaşı körüklerken, uluslararası toplumun barış çabalarını da sürekli olarak sekteye uğrattı. Peki, diplomatik girişimler bu çıkmazı aşabilir mi? Uzmanlar, kalıcı bir çözümün ancak kapsamlı bir siyasi diyalog, güvenlik reformu ve silahlı grupların entegrasyonuyla mümkün olabileceğini vurguluyor.
Gelişmenin Arka Planı: İki Başlılık ve Uzun Süreli İstikrarsızlık
Libya'daki siyasi kriz, 2014 genel seçimlerinin ardından belirginleşti. Seçimlerin ardından oluşan Temsilciler Meclisi, ülkenin doğusundaki Tobruk kentine taşındı; ancak bu durum, batıdaki Trablus merkezli İslamcı ve devrimci grupların itirazıyla karşılaştı. Bu gruplar, uluslararası toplumun meşru olarak tanıdığı UMH'yi kurdu. Böylece ülke fiilen ikiye bölündü; her iki taraf da kendi ordusunu, kurumlarını ve ekonomik kaynaklarını kontrol etmeye başladı.
Bu bölünme, Libya'nın zengin petrol kaynaklarının da paylaşımında anlaşmazlığa yol açtı. Petrol gelirlerinin büyük kısmı, doğudaki Sirenayka bölgesindeki sahalardan elde ediliyor ancak merkez bankası ve ulusal petrol şirketi üzerindeki denetim tartışmalı. Bu durum, ülkeyi mali açıdan zora sokarken, halk arasında hizmetlerin aksamasına ve yaygın bir memnuniyetsizliğe neden oldu. 2019 yılında General Halife Hafter liderliğindeki doğu güçlerinin Trablus'u ele geçirmek için başlattığı saldırı, ise çatışmayı uluslararası bir boyuta taşıdı.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Dış Müdahaleler ve Diplomasi Girişimleri
Libya'daki iç savaş, kısa sürede bölgesel ve küresel güçlerin vekalet savaşına dönüştü. Türkiye, Katar ve İtalya ile birlikte UMH'ye askeri destek sağlarken; Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Rusya, Mısır ve Fransa, Hafter güçlerine lojistik ve askeri yardımda bulundu. Bu dış müdahaleler, çatışmanın derinleşmesine ve tarafların barış müzakerelerine yanaşmamasına neden oldu.
Birleşmiş Milletler, 2020 yılında ateşkesin sağlanmasına öncülük etti ve 2021'de geçici bir ulusal birlik hükümeti kuruldu. Ancak bu hükümet, yıl sonunda yapılması planlanan seçimlerin ertelenmesiyle yeniden krize sürüklendi. BM'nin Libya Özel Temsilcisi, ülkenin seçimlere hazır olmadığını belirterek, siyasi diyalogun sürdürülmesinin önemine dikkat çekti. Son olarak, BM'nin 2023 yılında başlattığı yeni girişim, tarafları anayasal çerçeve ve seçim yasaları konusunda uzlaşmaya çağırıyor.
Diplomasi çabalarına rağmen, silahlı grupların ülke genelinde güç göstermeye devam etmesi ve Hafter'in doğudaki kontrolünü sürdürmesi, barış sürecinin önündeki en büyük engeller. Ayrıca, Libya'nın doğusundaki petrol tesislerinin kontrolü, zaman zaman yeniden alevlenen çatışmaların odağı oluyor. Uluslararası toplumun bu konudaki yaptırımları ve silah ambargosu, sahada etkisiz kalırken; Rusya'nın Wagner grubu gibi paralı askerlerin varlığı, durumu daha da karmaşık hale getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Libya'daki gelişmeler, Türkiye'nin ulusal güvenliği ve dış politikası açısından kritik öneme sahiptir. Türkiye, UMH'yi meşru hükümet olarak tanımakta ve Akdeniz'deki deniz yetki alanları konusunda Libya ile imzaladığı anlaşmalar çerçevesinde haklarını korumaktadır. UMH'nin zayıflaması veya iktidardan düşmesi, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji kaynakları üzerindeki iddialarını zayıflatabilir ve Mavi Vatan doktrinine zarar verebilir. Ayrıca, Libya'daki istikrarsızlık, düzensiz göç akışını artırarak Türkiye ve Avrupa ülkelerini olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle Türkiye, BM öncülüğündeki diplomatik çözümü desteklemekte ve taraflar arasında diyaloğun sürdürülmesi için çaba göstermektedir.