Liberal uluslararası düzen, tarihsel olarak hiyerarşik bir yapıya sahip olmasına rağmen, kısıtlama, müzakere ve iç çemberin ötesine uzanan faydalar sağladığı için savunulabilir bir sistemdi. Ancak bu iç dengeleme projesi başarısız oldukça, geriye yalnızca eski hiyerarşi ve bunun yarattığı kızgınlıklar kalıyor. Bu durum, küresel yönetişimde derin bir dönüşümün sinyallerini veriyor.
Liberal Düzenin Temel Çelişkisi
Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD liderliğinde şekillenen liberal düzen, Batı değerlerini evrensel normlar olarak sunarken, pratikte güç dengesizliklerini pekiştirdi. IMF, Dünya Bankası ve NATO gibi kurumlar, kurucu üyelerin çıkarlarını öncelerken, gelişmekte olan ülkelere sınırlı söz hakkı tanıdı. Örneğin, 2008 küresel mali krizinde gelişmiş ülkeler kendi bankalarını kurtarırken, gelişmekte olan ülkeler kemer sıkma politikalarına zorlandı.
Çin'in yükselişi ve BRICS gibi alternatif platformlar, bu hiyerarşik yapıya meydan okuyor. Pekin, Kuşak ve Yol Projesi ile kendi kurallarını dayatırken, Moskova da enerji silahını kullanarak Batı hegemonyasını sorguluyor. Bu gelişmeler, liberal düzenin meşruiyet krizini derinleştiriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Liberal düzenin aşınması, yalnızca jeopolitik rekabeti değil, aynı zamanda normların çöküşünü de beraberinde getiriyor. Uluslararası hukukun seçici uygulanması, insani müdahale doktrininin itibar kaybetmesi ve ticaret savaşlarının yaygınlaşması, sistemik bir krizi işaret ediyor. Örneğin, Rusya'nın Ukrayna'yı işgaline karşı Batı'nın yaptırımları, küresel Güney'de gıda ve enerji krizine yol açarak düzenin adaletsizliğini gözler önüne serdi.
Bu ortamda yükselen güçler, kendi etki alanlarını genişletirken, uluslararası kurumların reformu yönündeki talepler artıyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin yapısı, Dünya Ticaret Örgütü'nün kural koyma yetkisi ve iklim finansmanı müzakereleri, mevcut düzenin sınırlarını ortaya koyuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Liberal düzenin dönüşümü, Türkiye için hem fırsat hem de tehdit oluşturuyor. Ankara, çok kutuplu düzende stratejik otonomisini korumaya çalışırken, NATO üyeliği ile BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi oluşumlar arasında denge kuruyor. Ekonomik olarak, Batı yaptırımları altındaki Rusya ile ticaretin artması kısa vadeli kazanç sağlasa da, uzun vadede AB ile Gümrük Birliği'nin güncellenememesi risk oluşturuyor. Türkiye'nin bu geçiş sürecinde kendi çıkarlarını koruyabilmesi için, esnek bir dış politika uygulaması ve alternatif ittifakları değerlendirmesi gerekiyor.