PARİS — Fransa'nın aşırı sağcı lideri Marine Le Pen'in 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılıp katılamayacağı, 31 Mart Salı günü Paris İstinaf Mahkemesi'nde açıklanacak kritik bir kararla netleşecek. Ulusal Birlik (RN) partisinin 2014-2017 yılları arasında Avrupa Parlamentosu fonlarını usulsüz kullandığı iddiasıyla yürütülen davada, ilk derece mahkemesi Le Pen'e beş yıl süreyle seçilme yasağı getirmişti. Temyiz duruşmasında bu cezanın onanması halinde, Le Pen'in 2027'de aday olması fiilen imkansız hale gelecek. Siyasi kariyeri üzerinde doğrudan etkili olacak bu karar, Fransa'da olduğu kadar Avrupa genelinde de yakından takip ediliyor.
Yasa dışı finansman iddiaları ve yargı süreci
Le Pen'in partisi RN, Avrupa Parlamentosu'ndan milletvekili asistanları için aldığı fonları, aslında parti çalışanlarına maaş olarak ödemekle suçlanıyor. Mahkeme, 2024 yılında verdiği ilk kararda Le Pen'i bu usulsüzlükten suçlu bulmuş ve beş yıl süreyle seçilme yasağı, iki yıl ev hapsi ve 100.000 avro para cezasına çarptırmıştı. Le Pen ise suçlamaları reddederek, kararı "siyasi bir linç" olarak nitelendirmiş ve temyize gitmişti. Ancak yargı süreci hızlı işliyor ve temyiz mahkemesinin Mart ayı sonunda kararını açıklaması bekleniyor. Eğer ilk karar onanırsa, Le Pen'in itirazı ancak Anayasa Konseyi'ne taşıması mümkün olacak, ki bu da seçim takvimine yetişmeyebilir.
Bu dava, Le Pen'in yıllardır sürdürdüğü "Fransa'yı AB'den ve küreselleşmeden kurtarma" söyleminin en büyük sınavı olarak görülüyor. 2022 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yüzde 41,5 oy alarak ikinci tura kalan Le Pen, bu kez anketlerde yüzde 35 civarında bir oy potansiyeline sahip. Ancak seçilme yasağının onanması durumunda, partinin cumhurbaşkanı adayını belirlemek için olağanüstü bir kongre yapması gerekecek. Bu durum, RN içinde liderlik mücadelesini de beraberinde getirebilir.
Fransız siyasetinde Le Pen faktörü
Marine Le Pen, babası Jean-Marie Le Pen'den devraldığı Ulusal Cephe'yi 2011'de devraldıktan sonra partiyi aşırı sağdan ana akım muhafazakar çizgiye taşımayı başardı. Partinin adını Ulusal Birlik olarak değiştiren Le Pen, göçmen karşıtı, AB şüphecisi ve korumacı ekonomi politikalarıyla geniş bir kitleye hitap ediyor. Ancak son yıllarda yargı süreçleri ve parti içi muhalefet, Le Pen'in popülaritesini zedeliyor. 2022 seçimlerinde Macron'a karşı kaybetmesine rağmen oylarını artıran Le Pen, bu kez aday olamazsa, Fransız sağının merkez sağ liderlerine kayması muhtemel.
Avrupa genelinde de yankı uyandıran bu dava, İtalya'da Giorgia Meloni'nin, Almanya'da AfD'nin yükselişiyle birlikte değerlendiriliyor. Le Pen'in ceza alması, Avrupa'daki aşırı sağ hareketler için bir moral bozukluğu yaratabilir. Özellikle Fransa, Almanya ve İtalya'daki popülist partiler, Le Pen davasını yargının siyasete müdahalesi olarak görüyor. Ancak yasal süreç, AB fonlarının denetimi konusunda tüm Avrupa'da bir emsal teşkil edebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Le Pen'in cumhurbaşkanı adayı olamaması, Fransa'da göçmen karşıtı ve AB şüphecisi bir liderin iktidar şansını zayıflatacağı için Türkiye açısından dolaylı da olsa olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Le Pen ve partisi, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkan ve sığınmacı politikalarını sert bir dille eleştiren bir çizgiye sahip. Ayrıca, Fransa'daki aşırı sağın gerilemesi, Macron gibi AB yanlısı merkezci bir liderin elini güçlendirebilir. Macron döneminde Türkiye ile Fransa arasında Doğu Akdeniz, Libya ve Suriye başta olmak üzere birçok konuda yaşanan gerilimler hatırlanırsa, Le Pen'in yokluğu doğrudan bir iyileşme getirmese de, Fransa'nın iç politikasındaki radikal dalgalanmaların önlenmesi açısından istikrar sağlayıcı olabilir. Ancak bu dava, AB fonlarının denetimi gibi teknik bir konu olduğundan, Türkiye ile ilişkilere doğrudan etkisi sınırlı kalacaktır.