Latin Amerika’da sağ siyaset, son yirmi yılın en güçlü dönemini yaşıyor. Bölge genelinde yapılan kamuoyu araştırmaları, sağ görüşe sempati duyanların oranının 2004’ten bu yana en yüksek seviyeye ulaştığını gösteriyor. Bu eğilim, ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin’in artan nüfuzunu dengeleme, uyuşturucu kartelleriyle mücadele ve Washington’un bölgesel gücünü pekiştirme hedefleri doğrultusunda kendisine ortak arayışında kritik bir zemin oluşturuyor. Arjantin’den El Salvador’a, Brezilya’dan Ekvador’a kadar birçok ülke, Trump’ın öncelikleriyle örtüşen politikalar benimsiyor.
Sağ dalga nasıl yükseldi?
Latinobarómetro verilerine göre, 2004’te bölgede sağcı olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 15 civarındayken, bu oran 2023’te yüzde 24’e ulaştı. Aynı dönemde sol eğilimlilerin oranı yüzde 28’den yüzde 25’e geriledi. Özellikle Şili, Kolombiya ve Peru gibi ülkelerde sağ partiler seçim başarısı yakaladı. Arjantin’de Javier Milei’nin zaferi, Brezilya’da Jair Bolsonaro’nun güçlü tabanı ve El Salvador’da Nayib Bukele’nin “güvenlik devleti” modeli, bu dönüşümün somut örnekleri. Bölgedeki ekonomik durgunluk, yüksek enflasyon ve suç oranları, seçmenleri popülist sağ söylemlere yöneltiyor. Ayrıca Venezuela ve Nikaragua’daki otoriter sol yönetimlerin başarısızlığı da sağın elini güçlendiriyor.
ABD ile stratejik uyum
Trump yönetimi, halihazırda sağ eğilimli liderlerle uyumlu çalışma fırsatı buluyor. Özellikle göç, güvenlik ve ticaret konularında işbirliği hız kazandı. Meksika’nın kuzey sınırında uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele için ortak operasyonlar planlanırken, Çin’in Latin Amerika’daki altyapı yatırımlarına karşı ABD’nin “Mavi Atlantik” stratejisi gündemde. Brezilya ve Arjantin gibi büyük ekonomiler, Çin’e olan ihracat bağımlılığını azaltma sinyali veriyor. Ancak bu uyumun maliyeti de var: ABD’nin göçmenlik politikaları bölge ülkelerinde tepki çekerken, Trump’ın ticaret savaşları Latin Amerika ihracatını olumsuz etkileyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Latin Amerika’daki sağ dalga, Türkiye’nin bölgeyle ilişkilerinde yeni fırsatlar ve riskler yaratıyor. Sağ hükümetler genellikle serbest ticaret anlaşmalarına ve savunma işbirliğine açık. Türkiye’nin Brezilya, Arjantin ve Meksika ile ticaret hacmi son yıllarda artsa da, Çin ve ABD’nin bölgedeki rekabeti Türkiye’nin manevra alanını daraltabilir. Özellikle Türkiye’nin savunma sanayi ihracatı (İHA’lar, kara araçları) bazı Latin Amerika ülkeleri için cazip olabilir. Ancak ABD’nin bölgedeki etkisi arttıkça, Türkiye’nin bağımsız dış politikası ile ABD politikaları arasında denge kurması gerekebilir. Bölgede Çin’e alternatif arayışı, Türkiye için ekonomik ve diplomatik bir pencere açıyor.