ABD Başkanı Donald Trump’ın Latin Amerika’ya yönelik politikaları, bölge ülkelerinde giderek daha fazla yankı buluyor. Son yirmi yılın en yüksek seviyesine ulaşan sağ eğilimli liderlik dalgası, Trump’a ABD’nin bölgedeki gücünü genişletme, uyuşturucu kartellerine karşı ortak operasyonlar yürütme ve Çin’in artan nüfuzunu dengeleme konusunda geniş bir işbirliği zemini sunuyor. Arjantin, El Salvador, Ekvador ve Brezilya gibi ülkelerde iktidara gelen muhafazakâr yönetimler, Washington’la yakın ilişkiler kurarak hem iç desteklerini pekiştiriyor hem de bölgesel jeopolitik dengeleri yeniden şekillendiriyor.
Latin Amerika’da sağın yükselişi ve Trump faktörü
Latin Amerika, 2000’li yılların başındaki ‘pembe dalga’nın ardından bu kez tersine bir siyasi dönüşüm yaşıyor. Brezilya’da Jair Bolsonaro’nun ardından seçilen sağcı liderler, Arjantin’de Javier Milei’nin radikal liberal politikaları, El Salvador’da Nayib Bukele’nin popülist otoriter yönetimi ve Ekvador’da Daniel Noboa’nın iş dünyası yanlısı duruşu, sağ ideolojinin Latin Amerika’da ne kadar geniş bir tabana yayıldığını gösteriyor. Bu liderler, Trump’ın “America First” söylemini kendi ülkelerinde “Ülkem Önce” anlayışıyla uyarlayarak, milliyetçilik, güvenlik ve ekonomik bağımsızlık temalarını öne çıkarıyor.
Trump yönetiminin bölgeye yönelik politikaları, bu eğilimle doğrudan örtüşüyor. ABD, özellikle göç kontrolü, uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele ve Çin’in altyapı yatırımlarına karşı alternatif bir finansman modeli olarak ‘Amerika’nın Büyümesi’ (Growth in the Americas) girişimini devreye sokuyor. Sağcı liderler, bu girişimleri kendi siyasi hedefleriyle uyumlu buluyor ve Washington’la daha sıkı işbirliği yaparak hem uluslararası meşruiyet kazanıyor hem de ABD’den ekonomik ve askeri destek alıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Çin rekabeti ve uyuşturucu kartelleri
Latin Amerika’daki sağ dalganın arkasındaki en önemli itici güçlerden biri, Çin’in bölgedeki artan nüfuzuna karşı duyulan rahatsızlık. Çin, son on yılda ticaret, altyapı yatırımları ve kredi anlaşmalarıyla bölgede önemli bir ekonomik aktör haline geldi. Ancak bu bağımlılık, bazı Latin Amerikalı liderlerde Çin’in “borç tuzağı” stratejisine karşı bir tepki doğurdu. Sağcı hükümetler, ABD ile daha dengeli bir ilişki kurarak Çin’e olan bağımlılıklarını azaltmayı hedefliyor. Trump yönetimi de bu durumu lehine kullanarak, Çin’in bölgedeki etkisini sınırlandırmak için yeni ticaret anlaşmaları ve güvenlik işbirlikleri öneriyor.
Uyuşturucu kartelleriyle mücadele ise bölgedeki sağ hükümetlerin en öncelikli konuları arasında. El Salvador Devlet Başkanı Nayib Bukele’nin sert güvenlik önlemleri sayesinde ülkesindeki çete şiddetini büyük ölçüde azaltması, bölgedeki diğer liderlere de ilham veriyor. Trump yönetimi, Meksika ve Orta Amerika ülkelerinde uyuşturucu kaçakçılığına karşı ortak askeri operasyonlar düzenlenmesini ve kartel liderlerine yönelik daha agresif bir yaklaşım benimsenmesini destekliyor. Bu durum, sivil toplum ve insan hakları örgütlerinin endişelerine yol açsa da, bölge halkı arasında güvenlik talebi sağcı liderlere olan desteği artırıyor.
Öte yandan, Latin Amerika’daki bu siyasi dönüşüm, ABD’nin Küba, Venezuela ve Nikaragua gibi sol eğilimli ülkelere yönelik yaptırımlarını da etkiliyor. Sağcı liderler, Trump’ın bu ülkelere yönelik sert tutumunu destekleyerek, bölgede ideolojik bir kutuplaşmayı derinleştiriyor. Ancak bu durum, bazı bölgesel örgütlerde (MERCOSUR, UNASUR gibi) işbirliğini zorlaştırıyor ve Latin Amerika’nın küresel sahnede daha parçalı bir görüntü sergilemesine neden oluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Latin Amerika’da sağ dalganın yükselmesini, bölge ülkeleriyle son yıllarda geliştirdiği diplomatik ve ticari ilişkiler açısından yakından takip etmek zorunda. Türkiye’nin bölgeye yönelik açılım politikası, hem sol hem sağ hükümetlerle dengeli bir şekilde yürütülüyordu. Ancak sağcı liderlerin ABD ile daha sıkı ilişkiler kurması, Türkiye’nin bu ülkelerle olan ticari ve savunma işbirliklerinde (örneğin İHA satışları) ABD rekabetiyle karşı karşıya kalmasına yol açabilir. Aynı zamanda, Çin’in bölgedeki etkisinin sınırlandırılması, Türkiye’nin ‘Kuşak ve Yol’ projesi kapsamında Latin Amerika’ya yapmayı planladığı yatırımları da dolaylı olarak etkileyebilir. Türkiye, bu yeni denklemde fırsatları değerlendirebilmek için hem sağcı hükümetlerle hem de ABD ile çok yönlü bir diplomasi yürütmelidir.