Uzun süredir devam eden ve okuyucuların diğer okuyucuların sorularını yanıtladığı köşesinde bu hafta, çevreye yardımcı olabilecek sıra dışı bir öneri ele alınıyor: Tüm araç lastikleri karbondioksit (CO2) ile doldurulsa, atmosferdeki karbon seviyesi önemli ölçüde düşer mi? Soru, iklim değişikliğiyle mücadelede yaratıcı çözümler arayan bir okuyucu tarafından gündeme getirildi. Uzmanlar, bu fikrin teorik olarak ilginç olduğunu ancak pratikte beklenen faydayı sağlamayacağını belirtiyor.
Gelişmenin Arka Planı
Fikir, dünya genelinde milyarlarca aracın lastiklerinin basınçlı hava yerine CO2 ile doldurulması durumunda, bu gazın atmosferden çekilerek lastiklerin içinde hapsedilebileceği varsayımına dayanıyor. Dünya genelinde yaklaşık 1,4 milyar binek otomobil bulunuyor ve her bir lastik ortalama 30-40 litre hacme sahip. Bu da toplamda önemli bir hacim gibi görünebilir.
Ancak uzmanlar, bu yöntemin atmosferdeki karbonu anlamlı şekilde azaltamayacağını vurguluyor. Öncelikle, lastiklerin içindeki basınç yaklaşık 2-3 bar (atmosfer basıncının 2-3 katı) olduğundan, lastik başına depolanabilecek CO2 miktarı sınırlı. Yapılan hesaplamalara göre, tüm dünyadaki araç lastikleri CO2 ile doldurulsa bile, bu işlem atmosferdeki karbonun yalnızca %0,0001'inden azını tutabilir. Bu oran, iklim değişikliği üzerinde ölçülebilir bir etki yaratmaktan çok uzak.
Ayrıca, CO2'nin lastiklerden sızma riski de bulunuyor. Lastikler, küçük moleküllerin geçişine izin veren geçirgen bir yapıya sahip; bu nedenle CO2, havadan daha hızlı bir şekilde lastik duvarlarından dışarı sızabilir. Bu da lastik basıncının düzenli olarak kontrol edilmesini gerektirir ve ekstra bakım maliyeti yaratır.
Bölgesel veya Küresel Boyut
Bu öneri, iklim değişikliğiyle mücadelede karbon yakalama ve depolama (CCS) teknolojilerinin önemini bir kez daha gündeme getiriyor. Atmosferdeki karbonu azaltmanın en etkili yolları arasında yenilenebilir enerjiye geçiş, enerji verimliliğinin artırılması ve doğrudan hava yakalama (DAC) gibi ileri teknolojiler yer alıyor. DAC tesisleri, havadaki CO2'yi doğrudan çekerek yer altında veya ürünlerde depolayabiliyor; ancak bu teknolojiler henüz yüksek maliyetli ve enerji yoğun.
Karbon yakalama ve depolama konusunda küresel ölçekte yapılan yatırımlar artıyor. Örneğin, Avrupa Birliği ve ABD, iklim hedeflerine ulaşmak için karbon yakalama projelerine milyarlarca dolarlık fon ayırıyor. Türkiye ise iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında yenilenebilir enerji yatırımlarına hız vermiş durumda; ancak karbon yakalama teknolojileri henüz emekleme aşamasında.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu tür teorik öneriler, iklim değişikliğiyle mücadelede somut adımların önemini hatırlatıyor. Türkiye, 2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda yenilenebilir enerji kaynaklarına yöneliyor; ancak karbon yakalama gibi ileri teknolojilere yatırım yapması gerekiyor. Ayrıca, Türkiye'nin otomotiv sektörü büyük bir ekonomiye sahip ve elektrikli araçlara geçiş, hem karbon emisyonlarını azaltmak hem de enerji bağımlılığını düşürmek açısından kritik önem taşıyor. Bu tür tartışmalar, kamuoyunda iklim bilincini artırarak politika yapıcıları daha iddialı hedefler belirlemeye teşvik edebilir.