Dünyanın dört bir yanındaki süper zenginler, yalnızca bir pasaport sahibi olmakla yetinmiyor. Siyasi belirsizlikler, vergi yükleri ve seyahat kısıtlamaları, küresel seçkinleri ikinci, hatta üçüncü bir vatandaşlık edinmeye itiyor. Yatırım yoluyla vatandaşlık (CBI) programları, bu talebi karşılayan hızla büyüyen bir endüstri haline geldi. Economist'in haftalık ekonomi podcast'i bu hafta, bir pasaportun nasıl satın alınabileceğini, hangi ülkelerin bu programları sunduğunu ve bu pazarın ardındaki ekonomik dinamikleri masaya yatırıyor.
Pasaportun fiyat etiketi: Yatırımla vatandaşlık programları
Yatırımla vatandaşlık programları, belirli bir miktar para yatıran veya ülkede gayrimenkul satın alan kişilere pasaport verilmesini öngörüyor. Karayipler'den Malta'ya, Vanuatu'dan Portekiz'e kadar birçok ülke bu programları sunuyor. Fiyatlar 100.000 dolardan başlayıp milyonlarca dolara kadar çıkabiliyor. Örneğin Dominika ve Saint Kitts ve Nevis gibi ada ülkeleri, devlet fonuna yapılan bağış karşılığında nispeten uygun fiyatlarla vatandaşlık veriyor. Öte yandan Malta'nın programı, hem bağış hem de gayrimenkul yatırımı gerektirdiğinden daha pahalı. Avrupa Birliği ülkelerinin programları, Schengen bölgesine serbest erişim sunduğu için özellikle talep görüyor.
Podcast'te bu programların nasıl işlediği detaylandırılıyor. Başvuru sahiplerinin genellikle temiz bir sabıka kaydı ve yasal gelir kanıtı sunması gerekiyor. Süreç, birkaç aydan bir yıla kadar sürebiliyor. Ancak son yıllarda artan denetimler, Avrupa Birliği'nin baskısı ve kara para aklama endişeleri, bu programların daha sıkı kurallara tabi olmasına yol açtı. Örneğin Portekiz, gayrimenkul yatırımı seçeneğini kaldırarak daha seçici hale geldi.
Küresel belirsizlik ve vatandaşlık talebi
Küresel seçkinlerin pasaport koleksiyonu yapmasının ardında yalnızca vergi avantajları değil, aynı zamanda siyasi istikrarsızlık ve seyahat özgürlüğü arayışı yatıyor. Rusya-Ukrayna savaşı, Hong Kong'daki siyasi baskılar ve Orta Doğu'daki çalkantılar, özellikle varlıklı bireyleri yedek bir ikamet planı oluşturmaya yöneltti. Birçok kişi, olası bir kriz anında kaçabilecekleri bir ülke sahibi olmak istiyor. Ayrıca, COVID-19 salgını sırasında uygulanan seyahat kısıtlamaları, çoklu pasaport sahiplerinin avantajını net bir şekilde ortaya koydu.
Bu eğilim aynı zamanda küresel eşitsizliğin bir yansıması olarak görülüyor. Eleştirmenler, yatırımla vatandaşlık programlarının zenginlere ayrıcalık tanıdığını ve pasaportların bir meta haline gelmesine yol açtığını savunuyor. Öte yandan programları sunan ülkeler, bu sayede önemli bir gelir elde ettiklerini ve ekonomilerini canlandırdıklarını belirtiyor. Örneğin Karayip ülkeleri, bu programlar sayesinde gayri safi yurtiçi hasılalarının önemli bir kısmını sağlıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, yatırımla vatandaşlık programı sunan ülkeler arasında yer alıyor. 400.000 dolar değerinde gayrimenkul yatırımı veya belirli miktarda banka mevduatı karşılığında yabancılara Türk vatandaşlığı veriliyor. Bu program, özellikle Orta Doğu ve Asya ülkelerinden yoğun ilgi görüyor. Türkiye açısından bu durum, hem doğrudan yabancı yatırım çekmek hem de gayrimenkul piyasasını canlandırmak açısından önemli. Ancak programın, vatandaşlık satışının etik boyutları ve güvenlik riskleri konusunda soru işaretleri yarattığı da bir gerçek. Son dönemde artan denetimler ve vatandaşlık alan kişilerin profillerine yönelik incelemeler, Türkiye'nin bu programı daha sıkı yönetme çabasını gösteriyor. Küresel eğilimler göz önüne alındığında, Türkiye'nin bu alandaki politikası, hem ekonomik fayda hem de ulusal güvenlik arasında bir denge kurmayı hedeflemeli.