Küresel bir araştırma, Covid-19 salgını sırasında bilime ve bilim insanlarına duyulan güvenin zirveye ulaştığını ancak salgının etkisi geçtikçe bu güvenin hızla azaldığını ortaya koydu. Araştırma, önlenebilir hastalıklarda görülen yeniden artışlarla aynı döneme denk geliyor. Dünya genelinde on binlerce kişinin katıldığı anket çalışması, bilimsel otoritelere duyulan inancın salgın dönemindeki yüksek seviyelerden gerileyerek salgın öncesi seviyelere yaklaştığını, hatta bazı ülkelerde altına düştüğünü gösteriyor. Bu düşüş, aşı karşıtlığı ve bilimsel yanlış bilgiye maruz kalma gibi faktörlerle ilişkilendiriliyor.
Bilime güven neden azalıyor?
Araştırmanın detaylarına göre, salgın sırasında bilim insanlarına ve sağlık kurumlarına duyulan güven birçok ülkede tarihi yüksek seviyelere çıkmıştı. Ancak salgının akut fazının sona ermesiyle birlikte bu güven aşınmaya başladı. Özellikle aşıların hızlı geliştirilmesi ve ardından gelen tartışmalı politikalar, kamuoyunda kafa karışıklığına yol açtı. Uzmanlar, güven kaybının yalnızca bilimsel bilgiye değil, aynı zamanda bilimsel kurumlara ve hükümetlerin sağlık politikalarına da yansıdığını belirtiyor.
Çalışmada, bilime güvenin en çok azaldığı ülkeler arasında bazı Asya ülkeleri de yer alıyor. Asya-Pasifik bölgesinde, salgın döneminde uygulanan katı kapanma ve karantina politikaları, halkın bilimsel tavsiyelere olan inancını sarstı. Öte yandan, bazı ülkelerde bilim insanlarına duyulan güvenin görece istikrarlı kaldığı görüldü. Bu farklılıkların, ülkelerin salgın yönetimi ve iletişim stratejileriyle yakından ilişkili olduğu düşünülüyor.
Araştırmacılar, güven kaybının yalnızca Covid-19 ile sınırlı olmadığını, iklim değişikliği ve yapay zeka gibi diğer bilimsel konularda da benzer bir eğilim gözlemlenebileceğini vurguluyor. Bilimsel iletişimin şeffaf ve anlaşılır olması gerektiği, aksi takdirde toplumun bilime olan güveninin daha da erozyona uğrayabileceği ifade ediliyor.
Önlenebilir hastalıklardaki artış endişesi
Bilime güvendeki düşüş, önlenebilir hastalıkların yeniden ortaya çıkmasıyla aynı döneme denk geliyor. Dünya Sağlık Örgütü ve diğer sağlık kuruluşları, son yıllarda kızamık, çocuk felci ve difteri gibi hastalıkların bazı bölgelerde arttığını bildiriyor. Uzmanlar, aşı tereddüdünün ve bilimsel bilgiye duyulan güvensizliğin bu artışta önemli bir rol oynadığını söylüyor. Özellikle düşük gelirli ülkelerde aşıya erişim sorunları da tabloyu ağırlaştırıyor.
Asya'da, bazı ülkelerde aşılama oranlarında düşüş gözlemlenirken, hükümetler ve sağlık otoriteleri durumu tersine çevirmek için çeşitli kampanyalar yürütüyor. Ancak bu çabalar, bilime duyulan güvenin yeniden tesis edilmesiyle desteklenmediği sürece sınırlı kalabilir. Araştırma, bilim insanlarının toplumla daha etkili iletişim kurması ve belirsizlikleri açıkça paylaşması gerektiğini öneriyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Bilime güven, küresel sağlık güvenliği açısından kritik önem taşıyor. Salgın döneminde elde edilen kazanımların korunması ve gelecekteki sağlık krizlerine hazırlıklı olunması için kamuoyunun bilime olan inancının güçlendirilmesi gerekiyor. Uluslararası kuruluşlar, bilimsel okuryazarlığın artırılması ve yanlış bilgiyle mücadele için ortak çaba çağrısında bulunuyor. Ancak artan jeopolitik gerilimler ve ekonomik belirsizlikler, bu çabaları zorlaştırabilir.
Asya-Pasifik bölgesi, hem kalabalık nüfusu hem de hızlı ekonomik büyümesiyle küresel sağlık dinamiklerini etkileme potansiyeline sahip. Bölgede bilime güvenin azalması, yalnızca yerel değil, küresel sağlık güvenliği için de risk oluşturuyor. Bu nedenle, Asya ülkelerindeki gelişmeler dikkatle izlenmeli.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Covid-19 salgını sürecinde aşı kampanyaları ve bilimsel kurullar aracılığıyla halkı bilgilendirmeye çalıştı. Ancak küresel eğilime paralel olarak Türkiye'de de bilime ve sağlık otoritelerine duyulan güvende dalgalanmalar yaşandı. Aşı tereddüdü, özellikle genç ve eğitim düzeyi düşük kesimlerde belirginleşti. Bu durum, önlenebilir hastalıkların yayılma riskini artırabilir. Türkiye'nin sağlık sisteminin güçlü olması avantaj sağlasa da, bilimsel iletişimin güçlendirilmesi ve toplumun bilime olan güveninin yeniden tesis edilmesi, gelecekteki sağlık krizlerine karşı direnç için elzem görünüyor. Ayrıca, bilimsel araştırmalara ayrılan kaynakların ve şeffaflığın artırılması, bu güvenin yeniden inşasına katkı sağlayabilir.