İsrail güçleri, işgal altındaki Doğu Kudüs'ün kuzeyinde yer alan Kalandiya Mülteci Kampı yakınlarında, 35 Filistinlinin yaşadığı yedi daireli bir binayı Çarşamba günü yıktı. Kudüs Valiliği'nden yapılan açıklamaya göre, yıkım sırasında ev sahipleri dövüldü ve bölgede bir araç tahrip edildi. Olay, Filistin topraklarında artan yıkım ve yerinden etme politikalarının son halkası olarak kayda geçti.
Yıkımın Ayrıntıları ve Filistinli Tanıklar
Kudüs Valiliği'nin yazılı açıklamasına göre, yıkım sabah saatlerinde gerçekleşti. İsrail polisi ve askerlerinin eşlik ettiği ekipler, binayı kuşatarak içeride yaşayan aileleri dışarı çıkardı. Ailelerin eşyalarını toplamasına izin verilmediği, kısa süre içinde binanın kontrollü şekilde yıkıldığı belirtildi. Görgü tanıkları, yıkım sırasında ev sahiplerinden bazılarının darp edildiğini ve park halindeki bir otomobilin camlarının kırıldığını aktardı. Filistin Kızılayı'na bağlı ekiplerin bölgeye sevk edildiği ancak yaralılara müdahale etmekte güçlük çektiği ifade edildi.
Yıkılan binanın, 1990'lı yıllardan bu yana aynı aileye ait olduğu ve yedi ayrı hanenin yaşadığı belirtildi. Filistinli yetkililer, binanın ruhsatlı olduğunu ve yıkım kararının arkasında siyasi saikler bulunduğunu savunuyor. İsrail makamları ise yapının izinsiz inşa edildiğini öne sürüyor. Ancak Filistinliler, işgal altındaki Doğu Kudüs'te inşaat izni almanın neredeyse imkânsız olduğunu, bu nedenle çoğu binanın kaçak duruma düştüğünü vurguluyor.
Kalandiya Mülteci Kampı, 1948'deki Nekbe'nin ardından kurulan ve yoğun nüfuslu bir yerleşim. Kamp, son yıllarda sık sık İsrail güçlerinin operasyonlarına sahne oluyor. Bölgede yaşayan Filistinliler, temel hizmetlere erişimde zorluk çekerken, yıkım kararları nedeniyle sürekli tedirginlik içinde. Bu son olay, kamp sakinlerinin barınma hakkına yönelik sistematik bir ihlal olarak değerlendiriliyor.
Uluslararası Hukuk ve Yerleşim Politikaları
Uluslararası hukuk, işgal altındaki topraklarda yerleşimci faaliyetlerini ve keyfi yıkımları yasaklıyor. Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin 53. maddesi, işgalci gücün özel mülkiyete el koymasını veya tahrip etmesini yasaklarken, 49. madde zorla yerinden etmeyi düzenliyor. BM Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı da İsrail'in yerleşim birimlerini uluslararası hukuka aykırı ilan etmişti. Ancak İsrail, bu kararlara rağmen yıkım ve inşaat politikalarını sürdürüyor.
Filistinli yetkililer, son dönemde Doğu Kudüs ve Batı Şeria'da yıkım kararlarının arttığını belirtiyor. BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) verilerine göre, 2023 yılında yalnızca Doğu Kudüs'te 300'den fazla yapı yıkıldı ve 1000'den fazla Filistinli evsiz kaldı. Bu yıkımlar, Filistinlilerin bölgedeki varlığını zayıflatmayı amaçlayan geniş kapsamlı bir stratejinin parçası olarak görülüyor. İsrail ise yıkımların yasal prosedürlere uygun yapıldığını savunuyor.
Uluslararası toplum, özellikle Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, yıkımları kınıyor ancak yaptırım konusunda etkili adımlar atmıyor. ABD yönetimi de zaman zaman endişelerini dile getirse de İsrail'e yönelik somut baskı uygulamaktan kaçınıyor. Bu durum, Filistinliler arasında uluslararası mekanizmalara duyulan güvensizliği artırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği destekle bilinen bir ülke olarak, Doğu Kudüs'teki yıkımları yakından takip ediyor. Son olay, Türkiye'nin bölgedeki insani krize dikkat çekme çabalarını yeniden gündeme getirebilir. Ankara, uluslararası platformlarda Filistinlilerin haklarını savunmaya devam ederken, İsrail ile ilişkilerinde dengeli bir tutum izlemeye çalışıyor. Yıkımın ardından Türk Dışişleri Bakanlığı'ndan henüz resmi bir açıklama gelmedi; ancak geçmişte benzer olaylarda Türkiye, İsrail'i kınayan açıklamalar yapmıştı. Bölgesel istikrar açısından, bu tür eylemler Filistin-İsrail çatışmasını derinleştirerek Türkiye'nin arabuluculuk rollerini zorlaştırabilir. Ayrıca, Türkiye'nin Kudüs'teki tarihi ve dini bağları göz önüne alındığında, yıkımların kutsal mekânlara yakınlığı da ayrı bir hassasiyet oluşturuyor.