İngiltere ve Fransa'nın, Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyona verdiği destek, Yemen'deki Husi isyancılarıyla yaşanan çatışmada Avrupa ülkelerinin rolünü tartışmaya açtı. Her iki ülke de desteklerinin 'savunma amaçlı' olduğunu vurgularken, analistler Husilerin bu desteği bir tehdit olarak algılayabileceği ve Avrupa'nın bölgede daha fazla askeri angajmana sürüklenebileceği uyarısında bulunuyor. Suudi Arabistan'ın 2015'ten bu yana sürdürdüğü Yemen müdahalesi, bölgesel istikrarsızlığı derinleştirirken, İngiltere ve Fransa'nın silah satışları ve istihbarat paylaşımı gibi konulardaki rolleri insan hakları örgütlerinin eleştirilerine hedef oluyor.
Batı'nın Suudi Arabistan'a Desteğinin Arka Planı
İngiltere ve Fransa, Suudi Arabistan'a yönelik silah satışları ve askeri eğitim programlarıyla uzun süredir ilişkilerini sürdürüyor. İngiltere, Suudi Arabistan'a yıllık milyarlarca sterlin değerinde silah ihraç eden ülkeler arasında yer alıyor. Fransa ise özellikle deniz kuvvetleri ve hava savunma sistemleri konusunda Riyad ile işbirliğini derinleştirdi. Her iki ülke de bu desteğin 'savunma amaçlı' olduğunu ve Husilerin sınır ötesi saldırılarına karşı Suudi topraklarının korunmasına odaklandığını belirtiyor. Ancak insan hakları kuruluşları, bu silahların Yemen'de sivil kayıplara yol açan operasyonlarda kullanılabildiğini öne sürerek eleştirilerini sürdürüyor. Birleşmiş Milletler raporları, Yemen'deki çatışmada her iki taraftan da sivil hedeflere yönelik ihlallerin yaşandığını ortaya koyuyor.
Husiler ise Avrupa ülkelerinin Suudi Arabistan'a verdiği desteği, kendilerine yönelik bir saldırı olarak değerlendirebilir. Uzmanlar, Husilerin zaman zaman Suudi Arabistan ve BAE topraklarına yönelik insansız hava aracı ve balistik füze saldırıları düzenlediğini hatırlatarak, Avrupa'nın bu saldırılara karşı savunma desteğinin Husilerin misilleme tehdidini artırabileceğini söylüyor. Ayrıca Husilerin, Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırıları da bölgesel güvenliği tehdit ediyor. İngiltere ve Fransa, bu tür saldırılara karşı ortak devriye görevleri düzenleyerek deniz güvenliğini sağlamaya çalışıyor.
Bölgesel ve Küresel Dengeler
Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonun Yemen müdahalesi, İran'ın desteklediği Husilerle bir vekalet savaşına dönüşmüş durumda. İngiltere ve Fransa'nın Suudi Arabistan'a verdiği destek, İran ile Batı arasındaki gerilimi de tırmandırabilir. Nitekim İran, Avrupa ülkelerinin bölgedeki askeri varlığını protesto ederek, Körfez'deki güvenliğin ancak bölge ülkelerinin işbirliğiyle sağlanabileceğini savunuyor. Öte yandan, ABD'nin Suudi Arabistan'a verdiği destek zaten biliniyor; ancak Avrupa ülkelerinin artan angajmanı, NATO içinde de farklı seslerin yükselmesine yol açabilir. Almanya gibi bazı ülkeler, Suudi Arabistan'a silah satışlarına kısıtlama getirirken, İngiltere ve Fransa'nın daha esnek bir tutum izlemesi, Avrupa içinde tutarsızlık eleştirilerini beraberinde getiriyor.
Uzmanlar, Husilerin Avrupa ülkelerini hedef alabilecek kapasiteye sahip olduğunu, ancak şu ana kadar doğrudan bir saldırı gerçekleştirmediğini belirtiyor. Ancak Husi sözcüleri, Suudi Arabistan'a destek veren tüm ülkeleri 'meşru hedef' olarak gördüklerini açıklamış durumda. Bu durum, İngiltere ve Fransa'nın bölgedeki askeri üslerini ve personelini risk altına alabilir. Ayrıca, Kızıldeniz'deki ticari gemilere yönelik saldırılar, küresel ticaret yollarını tehdit ederek enerji fiyatlarını da etkileyebilir. Avrupa'nın enerji arz güvenliği açısından Körfez bölgesi kritik önem taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Yemen krizinde taraflar arasında denge gözetmeye çalışırken, İngiltere ve Fransa'nın Suudi Arabistan'a verdiği askeri destek, bölgesel güç dengelerini etkileyebilir. Türkiye, Suudi Arabistan ile ilişkilerini son yıllarda düzeltme çabasında olsa da, Husilerle doğrudan bir angajmanı bulunmuyor. Ancak Kızıldeniz'deki istikrarsızlık, Türkiye'nin deniz ticaret yolları ve bölgesel enerji güvenliği açısından risk oluşturuyor. Ayrıca Avrupa ülkelerinin bölgede artan askeri varlığı, Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Kızıldeniz'deki stratejik çıkarlarıyla çatışabilir. Türkiye, İran ve Suudi Arabistan arasındaki gerilimin tırmanmasından endişe duyuyor ve diplomatik çözüm çağrılarını sürdürüyor.