Florida'da bir jüri, Küba'dan sürgün edilen ailelerin seyahat rezervasyon şirketi Expedia'ya karşı açtığı tazminat davasında, davacıların Küba'daki turizm mülkleri üzerindeki mülkiyet haklarını kanıtlayamadığına hükmetti. Karar, ABD'deki Küba kökenli toplumun, devrim öncesi dönemden kalma mal varlıklarının tazmini konusunda yürüttüğü hukuki mücadelede önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.
Davanın Perde Arkası ve Jüri Kararı
Küba asıllı ABD vatandaşı bir grup aile, 1959 Küba Devrimi'nden önce adanın turizm bölgelerinde sahip oldukları otel ve tatil köylerinin, günümüzde Expedia üzerinden yapılan rezervasyonlarla haksız şekilde gelir elde edildiğini öne sürmüştü. Davacılar, 1996 tarihli Helms-Burton Yasası'nın üçüncü maddesine dayanarak, ABD mahkemelerinde Küba hükümeti tarafından kamulaştırılan mülkleri üzerinde hak iddia etme hakkına sahip olduklarını savunuyorlardı.
Ancak Florida'daki federal mahkeme jürisi, davacı ailelerin mülkiyet iddialarını destekleyecek yeterli belge ve kanıt sunamadığına karar verdi. Jüri üyeleri, devrim öncesi döneme ait tapu kayıtlarının ve mülk devir işlemlerinin, davacı ailelerin bugünkü iddialarını doğrulamaktan uzak olduğunu belirtti. Expedia avukatları, şirketin yalnızca bir rezervasyon platformu olduğunu ve doğrudan Küba'daki mülklerin işletmecisi konumunda bulunmadığını savunarak davanın reddini istemişti.
Karar, Küba asıllı Amerikan toplumunun uzun süredir beklediği tazminat sürecini olumsuz etkileyebileceği yorumlarına yol açtı. Davacı ailelerin avukatı, kararın temyiz edileceğini açıklarken, bu tür davaların ABD'deki Küba lobisinin siyasi baskı aracı olarak kullanıldığı biliniyor.
Küba Politikası ve Hukuki Boyutun Küresel Etkisi
Helms-Burton Yasası'nın üçüncü maddesi, ABD'nin Küba'ya uyguladığı ekonomik ambargonun en tartışmalı unsurlarından biri olarak biliniyor. Yasanın bu maddesi, ABD vatandaşlarının (eski Küba vatandaşları da dahil) devrimle kamulaştırılan mülklerini kullanan yabancı şirketlere dava açabilmesine olanak tanıyor. Ancak 1996'dan bu yana her ABD başkanı, bu maddeyi uygulamaya koymayı ertelemişti. 2019'da dönemin Başkanı Donald Trump yönetimi, maddeyi yürürlüğe sokarak Avrupa Birliği ve diğer müttefik ülkelerin tepkisini çekmişti.
Bu tür davalar, yalnızca ABD'deki Küba kökenli toplumu ilgilendirmiyor; aynı zamanda Küba'da yatırım yapan uluslararası şirketler için de ciddi bir tehdit oluşturuyor. Avrupa ülkeleri ve Kanada merkezli firmalar, ABD'nin bu yasayı uygulaması halinde milyarlarca dolarlık yatırımlarının risk altına gireceğini belirtiyor. Bu nedenle Expedia kararı, uluslararası hukuk ve ticaret çevrelerinde yakından izleniyor. Uzmanlar, kararın emsal teşkil ederek benzer davaların önünü kesebileceğini ya da davacıları daha güçlü kanıtlarla yeniden harekete geçirebileceğini ifade ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Küba ile siyasi ve ekonomik ilişkilerini geliştiren ülkelerden biri olarak bu davayı yakından izleyebilir. ABD'nin Küba'ya yönelik yaptırımları, Türk şirketlerinin Küba pazarındaki yatırımlarını da dolaylı olarak etkileyebilir. Helms-Burton Yasası'nın uygulanması, ABD ile ticaret yapan Türk firmaları için risk oluşturabilir. Ancak Türkiye'nin Küba'ya yönelik ekonomik iş birliği, ABD yaptırımlarına rağmen devam ediyor. Bu karar, uluslararası hukukta mülkiyet hakları ve yaptırım rejimlerinin sınırlarını gösteren bir örnek teşkil ettiğinden, benzer durumlarla karşılaşabilecek Türk şirketlerinin hukuki stratejilerini gözden geçirmesine vesile olabilir.