Küba, ekonomik çöküş, yaygın elektrik kesintileri ve kitlesel göç dalgasıyla boğuşurken, altmış yılı aşkın süredir iktidarda olan komünist rejim ayakta kalmayı başarıyor. Ancak uzmanlar, ülkenin geri dönüşü olmayan bir noktaya geldiğini ve mevcut koşulların sürdürülemez olduğunu belirtiyor. Gıda, ilaç ve yakıt kıtlığı günlük yaşamı felç etmiş durumda; halkın büyük bölümü temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor.
Derinleşen Ekonomik Kriz ve İnsani Boyut
Küba ekonomisi, COVID-19 salgınının turizmi vurması, ABD yaptırımlarının sıkılaşması ve verimsiz devlet işletmelerinin yükü altında hızla küçülüyor. Gayri safi yurtiçi hasıla 2019'dan bu yana önemli ölçüde geriledi. Enflasyon kontrolden çıkmış, temel gıda maddelerinin fiyatları maaşların kat be kat üzerine çıkmış durumda. Elektrik kesintileri günde 12 saati aşabiliyor; bu durum hastanelerde, okullarda ve evlerde yaşamı durma noktasına getiriyor. Su ve sanitasyon hizmetleri de çökmüş durumda.
2021'deki kitlesel protestolar, halkın öfkesinin ilk büyük göstergesiydi. O günden bu yana baskı artırıldı, yüzlerce kişi tutuklandı. Ancak baskı, ekonomik çöküşü durduramıyor. Son iki yılda 500 binden fazla Kübalı ülkeyi terk etti; bu, 1959 devriminden bu yana en büyük göç dalgası. Göçmenler ağırlıklı olarak ABD'ye yöneliyor; Nikaragua üzerinden kara yoluyla veya deniz yoluyla Florida'ya ulaşmaya çalışıyorlar. Bu durum, aileleri parçalıyor ve işgücünü azaltarak ekonomik toparlanmayı daha da zorlaştırıyor.
Hükümet, krizle mücadelede yetersiz kalıyor. Devlet başkanı Miguel Díaz-Canel, ekonomik reformlar vaat ediyor ancak somut adımlar atılamıyor. Özel sektöre yönelik kısıtlamalar devam ediyor; yabancı yatırım çekmekte zorlanılıyor. Turizm, pandemi sonrası beklenen canlanmayı gösteremedi; ülkeye gelen turist sayısı 2019 seviyelerinin çok altında. Rusya ve Çin'den gelen sınırlı destek, boşlukları doldurmaya yetmiyor. Venezuela'nın ekonomik sıkıntıları da Küba'ya sağladığı petrol desteğini azaltmış durumda.
Rejimin Ayakta Kalma Stratejisi ve Uluslararası Boyut
Rejim, ayakta kalmak için güvenlik güçlerine ve partiye sadık kesimlere dayanıyor. Muhalefet bastırılıyor, bağımsız medya engelleniyor, internet erişimi kısıtlanıyor. Ancak bu baskıcı yöntemler, halkın öfkesini artırıyor ve rejimin meşruiyetini daha da zayıflatıyor. Küba, uluslararası alanda da yalnızlaşıyor; ABD ambargosu devam ederken, Latin Amerika'daki sol hükümetler bile eleştirel bir tutum takınıyor.
ABD'nin Küba politikası, yıllardır tartışma konusu. Trump döneminde sıkılaştırılan yaptırımlar, Biden yönetiminde büyük ölçüde korundu. İnsan hakları ihlalleri ve siyasi tutuklular nedeniyle yaptırımların kaldırılması gündeme gelmiyor. Öte yandan, Küba'nın insani krizi, bölgesel istikrarı tehdit ediyor. Göç dalgası, ABD'nin güney sınırında ve Karayipler'de gerilimi artırıyor. Küba'nın çöküşü, bölgede yeni bir istikrarsızlık kaynağı olabilir.
Uluslararası toplum, insani yardım konusunda isteksiz. Birleşmiş Milletler ve diğer kuruluşlar, yardım çağrıları yapıyor ancak rejimin yardımları siyasi amaçlarla kullanma riski nedeniyle bağışçılar çekingen. Küba'nın geleceği belirsiz; rejim bir yandan çökerken diğer yandan direniyor. Bu durum, ülkenin geri dönüşü olmayan bir noktada olduğunu gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küba'daki çöküş, Türkiye'yi doğrudan etkilemese de küresel ve bölgesel dengeler açısından önem taşıyor. Türkiye, Latin Amerika'da nüfuzunu artırmaya çalışan bir ülke olarak, Küba ile ticari ve diplomatik ilişkilerini geliştirme potansiyeline sahip. Ancak istikrarsız bir Küba, yatırım ve işbirliği fırsatlarını sınırlar. Ayrıca, Küba'nın çöküşü, ABD'nin bölgedeki önceliklerini etkileyebilir ve Türkiye'nin ABD ile ilişkilerinde dolaylı yansımaları olabilir. İnsani kriz, Türkiye'nin uluslararası yardım çağrılarına katılması için bir zemin oluşturabilir; bu da Türkiye'nin yumuşak gücünü artırabilir.