Güney Afrika ve Malezya'nın öncülüğünde 40 ülke, Birleşmiş Milletler'de uluslararası hukukun korunması ve uygulanması çağrısı yapan ortak bir bildiri yayınladı. Bildiride, "Uluslararası hukukun otoritesinin yalnızca ilan edilmesinden değil, aynı zamanda uygulanmasından kaynaklandığına dair inancımızı yineliyoruz" ifadesine yer verildi. Bu girişim, özellikle Gazze'deki çatışmalar ve diğer küresel krizler sırasında uluslararası hukukun seçici uygulandığı eleştirilerinin arttığı bir dönemde geldi.
Girişimin Arka Planı
Ortak bildiri, Güney Afrika ve Malezya'nın yanı sıra çeşitli bölgelerden 40 ülkenin imzasını taşıyor. Bildirinin metni, uluslararası toplumun, özellikle de Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin, uluslararası hukuku ihlal eden devletlere karşı yeterli adım atmadığı yönündeki artan hoşnutsuzluğu yansıtıyor. Katılımcı ülkeler arasında çoğunlukla Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleri bulunuyor; bu da küresel Güney'in uluslararası hukuk sisteminde daha fazla söz sahibi olma isteğini gösteriyor.
Güney Afrika, geçtiğimiz yıl Uluslararası Adalet Divanı'nda İsrail'e karşı açtığı soykırım davasıyla uluslararası hukukun uygulanması konusunda aktif bir aktör olduğunu kanıtlamıştı. Malezya ise uzun süredir Filistin davasını destekliyor ve uluslararası platformlarda İslam dünyasının sesi olarak öne çıkıyor. İki ülkenin öncülüğü, bu bildirinin sadece sembolik bir çağrı olmadığını, aynı zamanda somut bir diplomatik stratejinin parçası olduğunu gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bildiri, son yıllarda uluslararası hukukun karşı karşıya kaldığı meşruiyet krizine işaret ediyor. Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, Gazze'de devam eden çatışmalar ve çeşitli bölgesel çatışmalar, uluslararası hukukun uygulanmasındaki tutarsızlıkları gözler önüne serdi. Özellikle Batılı ülkelerin Ukrayna'da hukuku savunurken Gazze'de aynı kararlılığı göstermediği eleştirileri, küresel Güney'de yaygın bir kabul görüyor.
Bu ortak bildiri, Birleşmiş Milletler sisteminin reform ihtiyacına da dolaylı bir gönderme yapıyor. Uluslararası hukukun eşit şekilde uygulanması çağrısı, aynı zamanda Güvenlik Konseyi'nin yapısının ve veto hakkının sorgulanmasını da beraberinde getiriyor. Katılımcı ülkeler, gelecekte uluslararası hukukun uygulanmasını güçlendirecek mekanizmaların kurulması için çağrıda bulunuyor.
Bildiriye imza atan ülkeler arasında, Orta Doğu'dan da bazı ülkelerin bulunduğu biliniyor, ancak tam liste henüz netleşmedi. Bu ülkelerin ortak çıkarları, uluslararası hukukun güçlü devletler tarafından araçsallaştırılmasına karşı duyulan rahatsızlıkta birleşiyor. Önümüzdeki dönemde bu tür girişimlerin artması, uluslararası sistemde çok kutupluluğun bir yansıması olarak değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, son yıllarda uluslararası hukukun seçici uygulanmasına karşı eleştirel bir tutum sergiliyor ve özellikle Filistin meselesinde aktif diplomasi yürütüyor. Bu bildiriye doğrudan imza atmamış olsa da, Türkiye'nin uluslararası hukukun güçlendirilmesi yönündeki çabalarıyla örtüşüyor. Türkiye, hem BM reformu hem de İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformlarda benzer çağrılar yapıyor. Bu gelişme, Türkiye'nin küresel Güney ile Batı arasında denge kurma politikasına uygun düşüyor. Ayrıca, Gazze'deki insani kriz ve Ukrayna savaşı gibi konularda Türkiye'nin arabuluculuk rolünü pekiştirmesi açısından da bir fırsat sunuyor.