Küba, benzeri görülmemiş bir ekonomik ve sosyal krizin pençesinde kıvranırken, halkının 'direniş' ruhu ülkeyi ayakta tutan en önemli güç olarak öne çıkıyor. Ada ülkesinde bir hafta boyunca yapılan saha gözlemleri, herhangi bir Kübalının ağzından dökülen en yaygın kelimenin 'meydan okuma' veya 'inat' olduğunu ortaya koyuyor. Bu kelime, sadece bireysel bir tavrı değil, kolektif bir hayatta kalma stratejisini ifade ediyor.
Derinleşen kriz ve günlük mücadele
Küba, 2020'lerin başından bu yana bir dizi şokla sarsılıyor. COVID-19 pandemisi turizm gelirlerini neredeyse sıfırlarken, ABD'nin uyguladığı sert yaptırımlar zaten kırılgan olan ekonomiyi daha da daralttı. Gıda, ilaç ve temel ihtiyaç maddelerindeki kıtlık kronikleşmiş durumda. Devlet dükkanlarının önünde saatlerce kuyruk bekleyen insanlar, raflarda boşlukla karşılaşıyor. Karaborsa ise tüm hızıyla işliyor; ancak fiyatlar çoğu Kübalı için erişilemez seviyede. Elektrik kesintileri günlük yaşamın bir parçası haline gelmiş, su temini düzensiz. Buna rağmen Kübalılar, birbirlerine destek olmanın, komşuluk ilişkilerini canlı tutmanın ve yaratıcı çözümler üretmenin yollarını buluyor. Evlerinde küçük bahçelerde sebze yetiştiriyor, eski eşyaları tamir edip yeniden kullanıyor, gündelik işlerde dayanışma ağları kuruyorlar.
Küba devleti, krize karşı bir dizi reform paketi açıkladı: devlet çalışanlarının işten çıkarılması, özel sektörün genişletilmesi, para biriminde düzenleme gibi. Ancak bu önlemler kısa vadede rahatlama getirmekten uzak. Enflasyon iki haneli seviyelerde seyrediyor ve maaşlar artan fiyatların gerisinde kalıyor. Özellikle gençler arasında yurt dışına göç etme isteği giderek artıyor. Tıp doktorlarından mühendislere kadar yetişmiş iş gücü, daha iyi fırsatlar için ülkeyi terk ediyor. Bu da Küba'nın uzun vadeli kalkınma potansiyelini tehdit ediyor.
Siyasi direniş ve dış etkenler
Ekonomik kriz, siyasi alana da yansıyor. 11 Temmuz 2021'deki tarihi protestoların ardından hükümet, sıkıyönetim benzeri önlemlerle toplumsal muhalefeti bastırmaya çalıştı. Ancak muhalif sesler tamamen susturulmuş değil. Sosyal medya ve internet üzerinden örgütlenen gruplar, değişim taleplerini dile getirmeye devam ediyor. Küba yönetimi, krizin sorumlusu olarak ABD ambargosunu ve dış müdahaleleri işaret ediyor. ABD ise Küba'ya uyguladığı yaptırımları daha da sıkılaştırarak, ülkede demokratik değişimi teşvik etmeyi amaçlıyor. Bu iki taraf arasındaki ideolojik çatışma, Küba halkının sırtına ek bir yük bindiriyor. Bölgesel olarak, Venezuela ve Rusya gibi müttefiklerin ekonomik desteği de azalınca, Küba kendini giderek daha yalnız buluyor.
Küba'nın sağlık sistemi, pandemi sonrası toparlanmaya çalışırken, ilaç ve tıbbi malzeme eksikliği nedeniyle zorlanıyor. Buna rağmen Kübalı doktorlar, uluslararası sağlık misyonlarında yer alarak ülkeye döviz girdisi sağlamaya devam ediyor. Eğitim ve kültür alanında ise devlet ideolojisiyle uyumlu içerikler teşvik edilirken, bağımsız sanatçılar ve yazarlar baskı altında hissediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küba'daki kriz, Türkiye için doğrudan bir tehdit oluşturmasa da, dolaylı etkileri değerlendirilmeli. Latin Amerika'da sol eğilimli hükümetlerin zayıflaması, bölgesel güç dengelerini etkileyebilir. Türkiye'nin Küba ile ticareti sınırlı olmakla birlikte, özellikle inşaat ve tarım sektörlerinde iş birliği potansiyeli var. Kriz, Küba'yı dış desteğe daha bağımlı hale getirirken, Türk şirketleri için bazı fırsatlar yaratabilir. Ancak ABD yaptırımları ve Küba'nın ödeme zorlukları, ticari ilişkileri riskli kılıyor. Küba krizi, ayrıca benzer sıkıntılarla boğuşan Venezuela ve diğer Latin Amerika ülkeleri için bir uyarı işlevi görebilir. Türkiye, bölgeyle ilişkilerinde bu dinamikleri dikkate almalı ve kriz yönetimi deneyimini paylaşarak yumuşak güç kazanabilir.