ABD’nin uyguladığı ekonomik ambargonun daha da sertleşmesi, Küba’nın devrim sonrası tarihindeki en ciddi enerji krizini tetikledi. Adadaki akaryakıt sıkıntısı o kadar derinleşti ki, artık tarım arazilerinde traktörler değil, öküzler çalışıyor. Havana’nın doğusundaki kırsal kesimlerde, bir zamanlar modern makinelerle yapılan sürüm ve ekim işlemleri, geleneksel yöntemlere geri dönüldüğü için hayvan gücüyle yapılmaya başlandı. Bu durum üretim verimliliğini ciddi şekilde düşürürken, gıda güvenliği endişelerini de artırıyor.
Ambargo ve enerji krizi
Küba hükümetine göre, 1962’den beri süren ABD ambargosu, özellikle 2019’da uygulamaya konan ek yaptırımlarla birlikte ülkenin petrol ithalatını neredeyse imkânsız hale getirdi. Küba, yıllık ihtiyacının büyük kısmını Venezuela’dan aldığı indirimli petrolle karşılıyordu; ancak Venezuela’daki siyasi ve ekonomik çöküş, bu akışı da sekteye uğrattı. Sonuç olarak, çiftçiler traktörlerini ve sulama pompalarını çalıştıracak yakıt bulamaz hale geldi. Küba Tarım Bakanlığı, bu kriz nedeniyle ekilebilir arazilerin yüzde 30’unun boş kaldığını, kalan kısmında ise verimin geleneksel yöntemlerle çok düşük olduğunu açıkladı.
Traktörlerin yerini alan öküzler, günde ancak 2-3 dönüm sürebiliyor; oysa mekanik tarımda bu rakam 10 kat daha fazla. Bu durum, özellikle şeker kamışı ve tütün gibi temel ihraç ürünlerinin üretiminde büyük düşüşe yol açtı.Uzmanlar, bu gelişmenin Küba ekonomisini daha da kırılgan hale getirdiğini ve nüfusun temel gıdaya erişimini zorlaştırdığını belirtiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Küba’daki bu enerji krizi, yalnızca bir ada ülkesinin sorunu değil; aynı zamanda ABD’nin ekonomik yaptırım politikasının insani sonuçlarını da gözler önüne seriyor. Birleşmiş Milletler, ambargonun Küba’ya yıllık 5 milyar dolardan fazla zarar verdiğini tahmin ediyor. Latin Amerika’da birçok ülke, bu durumun bölgesel istikrarı tehdit ettiğini ve göç dalgalarını tetikleyebileceğini ifade ediyor.Öte yandan, Çin ve Rusya gibi ülkeler, Küba’ya enerji yardımı yaparak nüfuz alanlarını genişletmeye çalışıyor. Moskova, yakın dönemde petrol sevkiyatını artırırken, Pekin de güneş panelleri gibi yenilenebilir enerji çözümleri öneriyor. Bu durum, Soğuk Savaş dönemindeki ideolojik yakınlaşmaları akıllara getiriyor ve ABD’nin politikalarının kendi güvenliğine yönelik yeni riskler doğurduğu eleştirilerini beraberinde getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küba'daki enerji krizi, Türkiye'nin de benzer bir dışa bağımlılık sorunuyla karşı karşıya olduğunu hatırlatıyor. Türkiye, enerji ihtiyacının yaklaşık %70'ini ithal ederken, uluslararası yaptırımların bir ülkeyi nasıl çaresiz bırakabileceğini Küba üzerinden gözlemleme fırsatı buluyor. Bu durum, Ankara’nın enerji arz güvenliği stratejilerini çeşitlendirme ve yerli kaynaklara yönelme çabalarını haklı çıkarıyor. Öte yandan, Türkiye’nin Latin Amerika’daki diplomatik açılımı kapsamında Küba ile ticari ilişkileri sınırlı olsa da, krizin insani boyutu Ankara’nın yardım politikalarını şekillendirebilir. Ayrıca, uluslararası yaptırımların küçük ülkelerde yarattığı yıkım, Türkiye’nin BM çatısı altındaki insani diplomasi girişimlerine yeni bir argüman sunuyor.