Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez Parrilla, ABD'nin Birleşmiş Milletler'e yaptığı "Küba'ya özgürlük gelecek" yönündeki açıklamasını sert bir dille eleştirerek, bu tutumun "kolektif ceza" anlamına geldiğini söyledi. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump'ın Küba ile bir anlaşma yapılabileceğine dair işaret vermesinin hemen ardından geldi. Washington ile Havana arasındaki gerilim, son haftalarda karşılıklı sert açıklamalarla yeniden tırmandı.
ABD'nin BM açıklaması ve Küba'nın tepkisi
ABD yönetimi, geçtiğimiz günlerde Birleşmiş Milletler nezdinde yaptığı yazılı açıklamada, Küba halkının "özgürlüğe kavuşacağını" ve mevcut yönetimin sonunun yaklaştığını ima etmişti. Bu ifadeler, Küba hükümeti tarafından egemenliğe doğrudan müdahale olarak yorumlandı. Dışişleri Bakanı Rodríguez, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, "ABD'nin tek taraflı ve saldırgan tutumu, Küba h机会alqına yönelik bir kolektif cezadır. Hiçbir ülke, bir başka ülkenin iç işlerine karışma hakkına sahip değildir" ifadelerini kullandı.
Küba yönetimi, ABD'nin onlarca yıldır sürdürdüğü ekonomik ambargonun da bu "kolektif ceza"nın bir parçası olduğunu savunuyor. Havana, ambargonun Kovid-19 salgını döneminde tıbbi malzeme ve gıda teminini dahi engellediğini belirterek, BM Genel Kurulu'nda her yıl bu yaptırımların kaldırılması yönünde karar çıkarıyor. Ancak ABD, ambargoyu sonlandırmaya yanaşmıyor.
Öte yandan Başkan Trump, Beyaz Saray'da gazetecilere yaptığı açıklamada, "Küba ile bir anlaşma yapabiliriz. Onlarla konuşuyoruz, bakalım ne olacak" dedi. Trump, görev süresi boyunca Küba'ya yönelik yaptırımları sıkılaştırmış, Obama döneminde başlatılan normalleşme adımlarını büyük ölçüde geri almıştı. Trump'ın son sözleri, seçim öncesi dönemde Florida'daki Küba kökenli seçmenleri etkileme çabası olarak da yorumlanıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD-Küba ilişkilerindeki dalgalanma, Latin Amerika ve Karayipler'deki dengeleri de etkiliyor. Küba, Venezuela, Nikaragua ve Bolivya gibi sol hükümetlerle ittifak halinde. ABD ise bölgede müttefikleriyle Havana'ya baskıyı artırmaya çalışıyor. Son dönemde Küba, Rusya ve Çin ile askeri ve ekonomik işbirliğini derinleştirdi. Rus savaş gemilerinin Havana limanına demirlemesi, ABD'de rahatsızlık yaratmıştı. Bu durum, Soğuk Savaş dönemini anımsatan bir güç mücadelesine işaret ediyor.
Uluslararası toplum, ABD'nin tek taraflı yaptırımlarının insani etkileri konusunda bölünmüş durumda. Avrupa Birliği, ambargonun kaldırılması çağrısı yaparken, ABD yönetimi insan hakları ihlallerini gerekçe göstererek yaptırımlarda ısrar ediyor. Küba ise ekonomik krizle boğuşuyor; gıda, ilaç ve yakıt sıkıntısı had safhada. Hükümet, sıkıntıların ana nedeni olarak ambargoyu gösterirken, muhalefet yönetimin ekonomik modelini eleştiriyor.
Trump'ın "anlaşma" sinyali, gerçek bir müzakere sürecine dönüşür mü belirsiz. ABD'nin Küba'ya yönelik talepleri arasında siyasi tutukluların serbest bırakılması, serbest seçimler ve özel sektörün genişletilmesi yer alıyor. Küba yönetimi ise egemenliğine halel getirecek hiçbir adımı kabul etmeyeceğini defalarca açıkladı. İki ülke arasında 2015'te açılan büyükelçilikler halen faaliyet gösterse de, ilişkiler Soğuk Savaş sonrası en düşük seviyede.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD'nin Küba'ya yönelik ambargosuna tarihsel olarak mesafeli yaklaşmış, BM Genel Kurulu'nda yaptırımların kaldırılması yönünde oy kullanmıştır. Ankara, Havana ile ekonomik ve ticari ilişkilerini son yıllarda geliştirme çabası içinde. Türk firmaları, Küba'da altyapı, enerji ve turizm projelerine ilgi gösteriyor. Ancak ABD yaptırımları, bu işbirliklerini zorlaştırıyor; Amerikan yasaları, Küba ile ticaret yapan üçüncü ülke şirketlerine yaptırım uygulanmasına imkân tanıyor. Türkiye için Küba, Latin Amerika'da stratejik bir ortak olmasa da, çok kutuplu dünya düzeninde ABD karşıtı söylemde ortak zemin sunuyor. Gerilimin tırmanması, Türk dış politikasında denge gözetmeyi gerektiriyor.